6 Mart 2014 Perşembe
21 Şubat 2014 Cuma
Sinan Ulakçı'dan ''Mustafa Irgat şiiri için söz tesellisi''
Mustafa Irgat şiiri için söz tesellisi*
Söz için-
Ece Ayhan’da tarih ısrarı; metne anlam varlığını kavuşturan, merkeziyetin arzularına diyalektik unsur olarak tekabül eden, zihin tarihinin kodlarıdır.
Anlam, metnin doğurgan olmayan yanları ile de varlık kazanmıştır. Argodan arkaik dile doğurgan olmayan dil, varlığını Ece Ayhan ile okurun hiza yoklamasında fe[r]da eyle[t]miştir.
Felsefenin kazanımı ile metnin, yazın ile arasında tekamülü olan dil, birbirinden tarih kazanımında Ece Ayhan şiirinde kopar: arkaik dil ile bildirişim arasındaki kopma Ece Ayhan’ın dil ısrarı ile oluşmuştur. Dilin anlattığından ziyade; dil ile anlatım arasında tarih, araç olmuştur. Dil tamamlanmamıştır, o halde tarihe tamamlamadığı hali ile isyan eder, anlamı bozar, hatta, başka anlamlar algıya ayna tutar.
Mustafa Irgat şiirinde ise dil: şiirin sarkaç edindiği ve zamana gem vuran anlam bırakır. Ece Ayhan’ın şiir ile dil arasında ilişki Mustafa Irgat şiirinde ham haldedir: dil teselli kazanmış ve isyana sürüklenmiştir. Dilbilim anlamını tekrar eden değil kendini yeniden bozan metin ile anlam kazanmayı merkez edinmiştir.
Saz için-
Susan kelimeleri dahası unuttuğu kelimeleri kefenin öbür yanında Stéphane Mallarmé tutmuştur.
Stéphane Mallarmé kelimenin sustuğunu fark etmiştir; Cenap Şahabettin tarihin ve toplumun kelimeleri susturduğunu; Ece Ayhan ise susa susa unuttuğumuz kelimeler ile büyü yapmıştır; Mustafa Irgat ise unuttuğumuz kelimeler ile isyan etmiştir.
Mustafa Irgat arkaik dil dolayımını yergide kullanarak toplumcu şair sayılabilir. Sınıfsız toplumun isyancı ozanı, dilinin sınıfsal öğelerini anlamlandırması ile ses katmanı oluşturmuştur. Ece Ayhan’da ise, dilin kazanması gereken anlam olmasa da üslup kazanmış metni iktidarın anlamlandırılması gerekli idi. İktidar anlayacaktı, tarihin yeniden yazılması talihin yeniden yazılması demek olduğunu.
İktidar olmak kötü talih olmasa da kötülüğün kazanılmış tarihi idi.
Fuhuşun tarihi derken, Ece: fuhuşun anlam kazanımını kendi sözceleminde duyurma ihtiyacını imledi: fuhuş şairi tarafından kazanılmış bir kelime ise, tarihi yeniden yazılacaktı. Arkaik dil, talihsiz dil ise, talih iktidarın anladığı dilden konuşmaktı, Ece‘de…
Fuhuş; kötünün talihinden doğan nimet ya da rızık.
Rızık: bazen de, razı olmak kötüye.
Algının doğuracağı anlamı bozmak için “tarih” ile şerh atmak, anlama yeniden başlamak olduğu kadar, anlamın kaybettiği tarihi de ya da uzak anlamları da kazanmak gayesi göz ardı edilemez. Dilin uzak zamandan uzak anlamına kadar, tarih, coğrafyası ile pervane etmiştir.
Anlamlı kılmak iktidarın uğraşıdır. Şiirin, dizgeleştirme sorunsalı vardır. Toplumun dinamiği ise kırılmadır. Şiirin kırılması ise dilsel dönüşümün bazen de devrimlerden kaoslara; besleyici, kararsız bırakıcı olgulara da bağlı olabilir.
Mustafa Irgat ile Ece Ayhan tarihin bıraktığı ama sahiplenilmeyen dili bulmuştur: zaman içinde.
Zaman: dilini besleyen tarih.
Tarih beslediği dili büyüten embriyo.
Mustafa Irgat şiirinde anlatı; alışılagelmiş ifade ile kitle iletişim araçlarına dahil edilmiş unsur olarak değil; alıntıya dahil teknik olanakların dizgisel tahakküm kabul etmeyişidir.
İktidara şerh koymak ve anlamlarını kırmak için dilini arkaik beslemiştir.
Arkaik kelime kullanmış, hattı zatında, Darwinist süreci dilsel metafor haline getirmiştir. Argoya kazanımını, yan anlama ait kelimelerin oluşturduğu toplumsal dizge içerisinde, metafor halinin söz halini alması olarak akla getirilebilir.
*Çilingir - Sofası
’ndan
’ndan
(kitap-lık/166 Mart/Nisan 2013)
6 Şubat 2014 Perşembe
Ahmet Güntan'dan [ TEKerLEME, Mustafa'nın filmi. ]
6 Şubat 2014 Perşembe
[ TEKerLEME, Mustafa'nın filmi. ]
Mustafa'nın [ Irgat ] başrolde oynadığı filmi seyrettim. Mustafa'yı kanlı canlı karşımda görmek çok güzel oldu. Onu yaşarken görmeyenler için filmin aldatıcı bir yönü var, bu notu onu belirtmek için yazıyorum. Filmdeki kahraman tam bir anti-Mustafa. Mustafa'nın tam tersi bir insan filmdeki, Mustafa'nın yer yer tuhaflaşan oyunculuğu da oradan kaynaklanıyor, filmi pek anlamadığım için pek bir şey söyleyemeyeceğim ama yönetmen belki de ondan tercih etmiştir Mustafa'yı. Gerçek hayatta tanıyanlar için bir oyuncu olarak akla gelebilecek biri değildi, çünkü hiç oyuncu değildi. Eleman ilanı bölümündeki yardımsevmezliği... Film boyunca teklemeden kararlı konuşmaları... Nereye yatırım yapılmalı konusunda ettiği sözler - ki burada kahkaha ile güldüm. Hep bir hedefe yürür gibi böyle hızlı, bilinçli, dik yürüyüşü... Şarkı söylerken sonunda dımı-dımı-dım yapması... Kıza Ne içersin, votka, çay? diye sorması... Şiirimi tatilde bitireceğim demesi...
[ Tatilde şiir bitiren bir Mustafa düşünemiyorum. ] Seninle çok güzel şeyler yaşayabilirdik demesi... Bunlar benim hiç görmediğim bilmediğim hayalini bile kuramayacağım Mustafa'lar. Ben onu konuştuğunda baştan sona düzgün bir cümle kurarken bile hatırlamıyorum. Ama tabii bu bir film, oradaki Mustafa'nın kendisi değil. Bunu biliyorum. Yine de böyle bir karışıklığın ihtimaline bile razı değil içim, ondan yazıyorum bunları. Güzel Mustafa! Zor ama insanın içini işgal eden bir varoluşu vardı, yıllar geçtikçe de o yer büyüyor. Filmde onu seyretmek o yüzden çok güzel oldu.
[ Tatilde şiir bitiren bir Mustafa düşünemiyorum. ] Seninle çok güzel şeyler yaşayabilirdik demesi... Bunlar benim hiç görmediğim bilmediğim hayalini bile kuramayacağım Mustafa'lar. Ben onu konuştuğunda baştan sona düzgün bir cümle kurarken bile hatırlamıyorum. Ama tabii bu bir film, oradaki Mustafa'nın kendisi değil. Bunu biliyorum. Yine de böyle bir karışıklığın ihtimaline bile razı değil içim, ondan yazıyorum bunları. Güzel Mustafa! Zor ama insanın içini işgal eden bir varoluşu vardı, yıllar geçtikçe de o yer büyüyor. Filmde onu seyretmek o yüzden çok güzel oldu.
31 Ocak 2014 Cuma
10 Ocak 2014 Cuma
Sinematik üzerine, Fırat Sayıcı röportajından
Peki, sizle beraber kimler vardı bu kadroda?
Ahmet Soner, Mustafa Irgat… vs. vardı. Sonra filmler üreteceğimizi iddia ettik ama üretemedik. Başlamadan biten bir sevdaydı o zamanlar Genç Sinema. Belli bir hedefimiz vardı. Ama sonra bölünmeye başladık. Farklı bir siyasi yapı ve karışıklık vardı o zamanlar Türkiye’de ve zamanla bir çok fraksiyon çıktı meydana. Kimsenin kişisel bakışına müdahale edilemez ama sonuçta film yapılamadı. Sadece konuştular veya yazdılar. Böylesi daha kolaylarına geldi. Bir de tabii o zamanlar bizlerde fazla para yoktu. Kimimiz öğrenciydik, kimimiz ev geçindirmek zorundaydı. Şimdiki gibi kolay ulaşılabilen film makineleri yoktu. Film bulunmuyordu. Filmleri stüdyoda yıkama zorunluluğu vardı. Bütün bunlar ekonomik olarak güçtü. Ama bu işlere soyunmuşsak bütün bunları göze almamız lâzımdı. Neticede film üretilemedi. Böylece genç sinema doğamadan kürtaj olup gitti.
kaynak
Ahmet Soner, Mustafa Irgat… vs. vardı. Sonra filmler üreteceğimizi iddia ettik ama üretemedik. Başlamadan biten bir sevdaydı o zamanlar Genç Sinema. Belli bir hedefimiz vardı. Ama sonra bölünmeye başladık. Farklı bir siyasi yapı ve karışıklık vardı o zamanlar Türkiye’de ve zamanla bir çok fraksiyon çıktı meydana. Kimsenin kişisel bakışına müdahale edilemez ama sonuçta film yapılamadı. Sadece konuştular veya yazdılar. Böylesi daha kolaylarına geldi. Bir de tabii o zamanlar bizlerde fazla para yoktu. Kimimiz öğrenciydik, kimimiz ev geçindirmek zorundaydı. Şimdiki gibi kolay ulaşılabilen film makineleri yoktu. Film bulunmuyordu. Filmleri stüdyoda yıkama zorunluluğu vardı. Bütün bunlar ekonomik olarak güçtü. Ama bu işlere soyunmuşsak bütün bunları göze almamız lâzımdı. Neticede film üretilemedi. Böylece genç sinema doğamadan kürtaj olup gitti.
kaynak
Sinan Ulakçı'dan Mustafa Irgat şiiri için söz tesellisi
Kitap-lık'ta yayınlanmış (Sayı: 166 / Mart - Nisan 2013)
Tarama gelecek
Tarama gelecek
1 Mayıs 2013 Çarşamba
Mustafa Irgat Tekne'de
Mustafa; Ömer Uluç, Balıkçı Nuri, Seçkin Yasar, Şiir Hanım ve İzzet Yasar’la.
Foto: Vivet Kanetti
omeruluc.com'dan
Foto: Vivet Kanetti
omeruluc.com'dan
14 Kasım 2012 Çarşamba
Erden Kıral'ın 'Haşhaş' Belgeseli
Erden Kıral'ın Beyazperde.com röportajından
-
Belgesele erişimi olan varsa haber etsin.
Haşhaş yasaklandığında Ecevit "hayır ekeceğiz" demişti onun üstüne Uşak’a gidip "Haşhaş" isimli yarı belgesel bir film çekmiştim. Canlandırma bölümlerinde dramatize ettiğim yerler var, çok genç yaşta kaybettiğimiz Cahit Irgat’ın oğlu Mustafa Irgat’ı oynatmıştım, o da çok iyi bir şairdir.
-
Belgesele erişimi olan varsa haber etsin.
20 Temmuz 2012 Cuma
Anita Sezgener - Mustafa Irgat için uçurumu kalkılmış çapraz lifimsi bir oKUMa
Anita Sezgener'den daha önce ''Mustafa Irgat’ın karda izindeki katlanan sadeliktir'' şiirini paylaşmıştık, Duvar dergisinin ilk sayısında yayınlanan ''Mustafa Irgat için uçurumu kalkılmış çapraz lifimsi bir oKUMa'' şurada
Taramayı yapan Alperen'e teşekkürler.
Taramayı yapan Alperen'e teşekkürler.
Aras Keser - ''Mustafa Irgat Üzerine Kısa Bir Yürüyüş''
Mustafa Irgat Üzerine Kısa Bir Yürüyüş
“Melek bizden sonra gelmedi
cehennemi çalışana kasnak,
o’nun için dokudan gitmeli
yırtılırken tahta ebru bacak”
cehennemi çalışana kasnak,
o’nun için dokudan gitmeli
yırtılırken tahta ebru bacak”
Şiir’de ihtiyaç duyulan şey –aynen hayatta olduğu gibi- mutlak bir tekilliktir.
Şiir’in mutlak tekili hiçbir zaman Şair olmamıştır. Şair doğası gereği tekilliğin dışındadır. Her daim bir “özne”dir. Mutlak tekil ise öznenin tam tersine bir bağlaçtır. Çokluktur.
Şiiri kuran politika olay’dan yola çıkmak durumunda. Olay ise Şair’in muktedir olabileceği bir durum değildir. Kurulan şiirin mesnet aldığı bağlaç hiç durmadan dönüşen ve gelişen bir yapıya sahiptir. Özne bu gelişim ve değişimin bir parçası olmak için form değiştirmek durumunda. Şair’in form değiştirmesi ise ancak ceketini çıkarmasıyla gerçekleşir.
Mutlak tekil örgütlenmiş bir düşünce ile başlayan “tekseslilik” ile yaşam bulur. Verili olan her şey kazaya uğratılır. Özne de kazanın sonucunda bir alt kademeye inerek tekilleşir.
Örgütlenmiş bir düşüncenin varlığı bir süreklilik sağlar. Bu bir anlamda düşüncenin de sürdürülmesidir. Düşüncenin sürdürüldüğü düzlem geçen zamanın hükmettiği bir alan değildir. Düşünce 1674’ten alınıp aynen 2012’de sürdürülebilir. Bu tip bir örgütlenmede bir ideal uğruna toplanmış özneler bulunmaz. Sadece bir düşünce için bir araya gelmiş teksesler duyulur.
Hiçbir düşünce tekel’de sınırlanamaz. Şiir de en başta bir düşünce olduğuna göre Şair’in tekelinde değildir. Bir Şiir-Düşünce eylemini gerçekleştiren herkesindir. Bir anlamda şiir Şair’den çok eylemciye aittir. Eylemci bir bakkal da olabilir bir “göçebe”de. Düşünce de örgütlülüğü bakımından bir bakıma göçebedir.
“o yıllarda yaptığımız seminerler bir anlamda “göçebe düşünce”ye giriş niteliğindeydi. o derslerde ece ayhan, mustafa ırgat gibi isimleri de…” A.A.
29 Şubat 2012 Çarşamba
Bülent Keçeli - Ah! Ya! Hu!
Ücra'nın 'Mustafa Irgat' Sayısından.
--
Murat Üstübal'a Teşekkürler.
Ah! Ya! Hu!
- ayşe şiir’e -
1976
yılıydı (kim sanıyorsa) sanırım, omuzum-uz bir melek uçurur. o gün bilinç-dışı
uçar “temsil edilemeyen’e”. tutabilene aşk olsun. gömebilene.
…
bende
aile’m eksik’tir. bir soluk ha eksik, ha’tam. “bu benim’dir”, derim-sonra;
tünel özne’sne’nin gidişgeliş ayar’dığı kapalı hava’dır. tut gözlerini açarsın
havada bulut. uzun bu sunulan “yemiş”-memiş. memet’in ilgisi memet’e
turgutuyar’ısı.
bizde
ırgat (mustaaırgat, 1950), “ayna” damarları girift uy’durmuş. “ayna” sessiz’in
adı, ulaşırken sesli unutuşum. yüze yüz kalmış; biribirimize sayımlayalım,
deye. sayımsuyum, ten’den sayıldığın gün.
açılmış
bir tırnak (”), bu ses olasılığı mı. soru yine zarif bir işaret olabilir mi,
bir dize sonunda. böyle gökeyleşir ırgat; sen’sin’dir. yalnız’sin’dir. ayna’nın
biri de göz’dür.
solugh
bölümü:
bi
kimyager için (raş’ben) sabun’la mum aradaki,sabun’la mum arasında eriyen “ait”
var. incitme gerçek’leşir incinme. dil’de yok’sa bun kayar. mum ki dik
“osmanlı” muştusu. belki diyorum boyu kısa’dır, tamir’at gereken “yaşantı” uçar
na u’çar yer-altına, zaman-mekan umarım. umarım marmara’ya ışk u’zar. bun’a kim
itildi bir kimyager (raş’ben) için. bir kılcal merdiveninin bir basamağı
çakılıysa, bataklıklar çırpınmasını öğrendiğimiz.
“kuka”
için bir ve çok anlamdan iki mesel çocukluk türedi, oyunu sürenler için.
çocukların evcilik tarakları (renkli, geniş...) ucunu damladı dan. o oyunun
taşları, mermerleri mezar’mı arıyordu, su’ya ırgat. alt alta
toplansın,ayrıksılaşsın bütün intiharlar. ki (raş’ben) boynumu seveyim. acım
acım akıtılıyorsun.
emiyoruz,
belki “ücra” tat. bu, belki biz (doktor’la) kötücül emicileriz. deniz altında
“alıntıları” ayarsız bir dirimi geçemezsek dayanamayız. -biliyorum, bu bun bir
cümle herkeze.
oysa
o çiğlik seninse bir kök ve mistik değindiğimiz teğ’et, bizi, beni bir düşe bıraktı
ve olsun kandırıldı. emiyoruz ve -artık- hal garipliği ve ses, görüntü vb.
şeyler “proce”lerdik.
“ücra”
sıkı toprak olmaya da razıdır. tartışılsın. o’nla bun’la değil, harfiye
ayrılalım o’nlardan. ayrıtıldık. şimdilik birileri esiyor, gürlüyor, ne güz ve
el bir askıdır, şiir’de gocaman, ottoman hacim.
dorugh
bölümü:
yer’in
om’ca altında; boş bir basamak, gerçek ve bir adım yükseltmeye bu sıcaklık
yetmeyebilir, bir ileri dağılabilir. hala kamburumuzda yansır. yansır bir
bağçeye devleti biçimsizinde tarifleyiş, ve höyükler tek’ti yine “bir” değil.
yinelediğimiz ak edilmemiş yassı, korku tualleri arasında düş(ül)ecek “baş” bir
son’u gösterdi. bu kutsaliyet; mukaddes ihanet; “terbiyesi” onarımsız ve
mürit’li bir terbiyeyi dışlayacaktı ve sıkı toprak parçası yarım ana’lar
doldurur çok sığ öldürülenlerle. ve ben (raş’ben) derim, birşey’i öğretememiş
birine ırgat, ortaklaşanlardan, çabalamış ve çalmış apoletli ağaçların
dinlencesinden bir ışık “olmamış”, varsıl bir “misyon” varolmamakmış.
ey,
hurufat gölgesi, gemini azıya almadan kaşıyorsun pruvanı, sen dua’yla keskin
bir yanını arıyorsun insanın, son duası olursa bu yıldızlara, gömülür. alıp
götürürer, bir kısık ışığı ayla’larlar. kekemeleşir coşku bir bütün gen
tasalarlar.
o
kim’i okuduğuna emr’olmuştur. şeyh müritine sıçrar, şehrin sokağında zamandan
bir kapı açar:
“kibrit
sulu dip derişik akıntılar kökleşir, dökülür elhamdülillah!”
…
o
yapmayalnız koşu gitti odasında. bir boğaz’ın temizlediği tarih indirdi
marmara’ya...
bir
yer’de, bir şey’de, bir kim’de soluyoruz. bekleyen, bekleten oluyor savuruyor
ayağını boşluğa, vurduğu ve vurgun yediği beyaz sayfa dokunuyor nefesine,
sinmiyorsa bu sınırlıkta yasa(k) sana, sen ölüyorsun ama güvercinler bu saçlara
konuyor, toprak kokmuyor, toprak iletmiyor... sadece boşa bir teslim olma.
yanıtımızı “bir” hazırlasaydı nivise’ye.
ciddi
gayrı reddi’sin söze. azıklanmış okşarı kağıtları. tarih bir kum fırtınama
tutulur, ikibinlerde.
solugh
bölümü:
“yalvarmam
ki sorunum ailem’dir,” korodan çıktım, kolkola hapsoldum. gülünmüş bu ten sarı
yasak’lı devamlı tünemiş, kendimi, uzak dururum diye böyle yazdım. zırh
işlenmiş ve koşarken ter şehvetin kokuşurken zevk almaktı. verilen bu kapış
cılkı iyinelenirken nelerin kaçtığı sende öldürmüştür. ırgat... daha ne’yi
görüntüden kurtardı, yara tıl bırakılıp yazılmıştı kulübesinde kuyruğun
süpürdüğü tem, izler yaratılıp daha yazamadan biz ay’lanıvermişiz. herşeyi
bozarak suçlamışız.
böyle(ce)
bir söz’ü resmedebilir, yazıyı kandıralım. biz karadık (ücra), kırmızı boz
aynasını kapsadı. zinhar! poetik ödlerimiz patlamada, sevgili boncuklar
görünmek için dizgeleşir misiniz.
sanki
“tanış” tarih’te notların, noktaların düzmece uykusuzluğun ve uykusuzluk
san’at, hayatı torbaya katan imha gecikmiş ta ki ikincisi’ne yaraştığımız heves
yarılmaya karşı bir nesne durdurmazmış. ayık ve başka. izdüşüm anılmış ve
basılan deprem eprimiş perdeyi yırtık denize. bir düşü ayıklıyorum, böylece
söyler: çukurda kan niye kalmıştır, birikmiş midir, niye gece olmuştur olanlar,
vampirler roman yaya sığınaktır. yatır’gat diyorum yine.
“doğru”
kaçtın bohemden, dönüşün olmayacağı için, “bir kerre” yarattın, yaratık. ve son
sen söz vermeden cehennemine aguşundun. yaşadığın hayatın çoğunluğu düş.
karabasan görgüsüzü bi çok kişi... bu bilinç-dışı hali ama görüntü bir karanlık
tualde resmedilebilir mi. lehçe’n sabık çün söz söyler, düş.
dorugh
bölümü:
sıfırdan
bir beyaz perde. beyaz, gölgeden gölgeye teslim edilmiş. bir yaratık ararsak
bir daha, yokkk. bu üçgen her açının solundan sıyrılıp, ışık alırken siyahbeyaz
aşınmış, gün kalmış, onları yaşamış, adımbaş’ları yaşamış ve iki üç yazmış.
böyle
yazmanın, anlatının bedeli vardır da, kakışımın, sürükleyişin, yaratışın, karşı
duruşun ne’yi var o’na bakmalıyız. sine’ye yaslanır ama yaşlanmaz.
aşk
da böyle, iyi. ece ece siktir etmiş vehm’i. düzgün yaşamayıp, düzenin söylevine
diskedilmiş kayıttan cayar. öyle bir ürer ve üretir, ölü doğur, bir yaratığım
mı olur.
bugünü
eyliyor hurç ucumuzda, bir uyuyorduk zannıyla, uyuşan sadeliğe yükseldik. kuş
vb. şunu söyleyledin: “terbiyet kanadını ilk-el ana-anlatı karmaşamızın üstünü
örttü;” zikri zerkeyledik, söz ötesine. bilinmezin kıyısında durmadık, zaten
bilinemezdi, bu. ve bunu sözleyledin: ‘Bir gün “şair” hoş-hâl ola, haber eyle,
ta kim hazretine varıp özür dileyim.’ ol şair iç-güdüsüyle hal eylendi, damla
kadar sofu idi ve “ait” hissetmedi. ayak ucumuzda dünya hissettik, ağ için. ve
şunlar için desteyledin: “Şair Güdü’n - Yüklü’Özne’nin dediği zuhura geldi.”
şiir fuhuş aracı idi, erkten şehvetini kaldırmadı zannımca, uçu verdi, kayı
verdi. dul güdü’ye “Yeniden Üretim Tarzı Hazretleri”nden istedi gaip çocuğunu.
altı çocuk bu diyeti tüketim hissetmediler, çoğul çoğul koyuttular. yok-çoğul
bir resim, elimizde, avucumuzda arzu nesnesi. koltuk-altlarımızdan uçar fani
şeytan, neresinde, bunun, der; gıcırtı.
ş’imdi,
haykırış (sestir), kahkaha (hır’dır), ha nefesini bir araya eyleyelim, bu bir
motiftir (türk) ise kendi’si için bu si açıklanmalıdır karşılığı var’sa
karşıtı. diye hiç’se biz neyi temiz’lik tutacağız. bu soruya bir cevap,
varsın... uçucu kimlikler topluluğu, gelip geçer mi darb-ı mesel, kime
anlatılıp, alt edilecek... elele tutuşup bir yazgı mı, şehvet/şiddet. ha
söyleyleyelim: “Kurban adına, ölümü biraz daha temiz tutalım”
Bülent
KEÇELİ
(Ücra-25
Mayıs 2005)
Murat Üstübal'a Teşekkürler.
Serkan Işın - Kıpkırılmış bir Ayna: Irgat Şiir Üzerine
Ücra'nın 'Mustafa Irgat' Sayısından.
Serkan Işın
KIPKIRILMIŞ BİR AYNA Irgat Şiir Üzerine
- Irgat şiirinde kelimelerin konumları, hızları ile tezat teşkil eder.
- Bir nevi belirsizlik ilkesi yürürlüktedir. Tersten okunduğunda da bu etki verilir.
- Kelimeler artık söylenin parça parça edilmiş momentumundan beslenir. Bu bazen kütlede aşırı düşme, bazen hızda aşırı yükselmeye sebep olur. Her şey yerinden edilmiştir.
- Parça bütün ilişkisi yerine ayna levha ilişkisi düşünülebilir. Ayna kırılsa da görüntü kırılmaz. Ayna arkası dili (mahv) yansıtılamamaktan müzdariptir. Cumhuriyet / ân hiç böyle okunmamış ve söylemlenmemiştir.
- Ayna kendi başına düşünülebilecek bir kavram değildir. Ayna görüntüsü ayna ile aynı şey değildir. Bu anlamda söyleni parçalayan şey görüntüdür. Ayna homojenken görüntü hep heterojendir. Kırma indisi nerede başlar?
- Irgat'ın kelimeleri tarihsizdirler, bu bağlamda hayal/hakikat eksenleri yoktur. Temsil edilemeyenlerin dili de temsil edilemez.
- Irgat şiiri yüklerin (birimlerin) dizelere (yüzeye) dağılımı açısından somut şiirden bir önceki adımdır.
- Anlam hallaç olmuş ona, tüy örs ya da magma. Dili peltek gibi duyulsa da, duyumsanan şey daha fazla dile gelemez. Temsil edilemeyen ve aktarılamayan bir şiir.
- “Söylen misin yine dikerim diye bir gerçeklikten bütünü yaratmayan” / Tüm Irgat şiir ekseni bu denklemin etrafında döner. Tork = gerçeklik / bütün + söylen(memiş)
- Irgat şiiri “söküntü” bir şiirdir. Irgat bir sözyazardır (fonograf). Hayaletlerin hayalet sözcelerinin ayna imgesi.
- Serotonin eksikliği kuvveden fiile geçtiğinde, kişi kendi tarihi ile etrafındaki tarihi kesiştirmeye yan bakar (artı ya da eksi, bellek yarılması). Bu anlamda Türkiye'deki ilk şizofreni vakaların kronolojisi bize gereklidir. İlginçtir devlet ve buna bağlı kurumlarda çalışanların iş dilidir şizofreni.
- Söylene geri dönersek, bütün/gerçeklik ilişkisinden yırtılan ve dikilen parçalar ancak resmî olanlarla karşılaştırıldığında ki bu imkânsızdır- Tarih çözülür. Uygur türkçesinden, surdiplerine kadar gelen “sözcelerin” tarihinin izini sürmek.
- “Kopuk ten dokusuna dönerse ten olur mu?” Köksap ilişkisi tehlikeli bir “yeni gen” çalışmasıdır.
- “İskele tin” ilk şiirlerden son şiirlere geldikçe “iskeletin”e dönüşmüştür (enis batur'a teleks'tir). Bu organik ile inorganik olanın iliksiz birleştirilmesidir. Bu bağlamda Irgat şiiri çellosu alınmış bir şiirdir.
- “aramızdaki ben'î artık kaldır uyanınca ortadan”. Mustafa Irgat, uykuda “boğulmakta olan birini kurtarma” pozisyonunda kalır.
- Baba Korku(t) ikincil gradyan. Irgat şiiri “cümleye kapı alır”. Bir “intihar süsü”dür. Kendisini “saltık artık” olarak tanımlayan, hiç bir tarihin malı değildir.
- Mahv dili “dili ayruk ille dilek bir idi / bir işit kim her biri ne dir idi” / Gârip-name.
(Ücra-27
Temmuz 2005)
Murat Üstübal'a Teşekkürler.
20 Ocak 2012 Cuma
Reşit İmrahor'dan ''Kuvve'den Fiil'e''
Reşit İmrahor'la Kuvve'den Fiil'e
ne zaman insanlıktan çıkıp sadece müzik olacağız?
İşbu kitabın yeni bir baskısı 160. Kilometre himmetiyle zuhur ettiğinden ilgili PDF artık dolaşıma sokulmayacaktır. Şiir okurundan istirham ediyoruz, şiirlerin kitapsız kalmaması için yayınevlerimize ihtimam gösterelim.
Labels:
cenk koyuncu,
enis batur,
izzet yasar,
mustafa ırgat
23 Aralık 2011 Cuma
Değinilere Ekler
Ahmet Soner, Özgür Gündem'de yazmış (8.10.2011):
Onu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. 7 Ekim 1973 Pazar günüydü. O sıralar Zonguldak’ta askerlik görevi yapıyordum. On gün izin alıp İstanbul’a gelmiştim. Bir arkadaşla Çiçek Pasajı’nda oturuyorduk. Bir ara Mustafa Irgat’ı gördüm. Yanında sakallı, tombul yüzlü ve sessiz bir delikanlı vardı, bizi tanıştırdı: İzzet Yasar’mış adı. “Kenar Süsleri” adlı şiiri Yeni Dergi’de o yıl içinde yayımlanmıştı.
[http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=22295&haberBaslik=S%C4%B1k%C4%B1%20%C5%9Eiir&action=haber_detay&module=nuce]
***
İsmet Berkan, Hürriyet'te, Seyhan Erözçelik'in ölümü üzerine:
ÖNCEKİ sabah bir arkadaş telefonuyla öğrendim Seyhan’ı, Seyhan Erözçelik’i kaybetmiştik.
Midemin ve göğsümün üstüne koca bir kaya oturdu: Seyhan, artık yok!
Nedense gözümün önüne gelen ilk resim, bir başka ölmüş arkadaşımız olan Mustafa Irgat’la birlikte Seyhan’ın sabahın beşinde ellerde yarısı içilmiş rakı kadehleriyle benim evimin kapısınadayanmaları ve Seyhan’ın hep yaptığı gibi bağıra bağıra Lili Marlene şarkısını söylemesi oldu.
Bir süre sık sık sabahın o vaktinde bana geldiler, rakılarına devam ettiler. Sonra kapıyı açmazoldum, çünkü sabah olunca da gitmiyorlardı. Bir şiirinde, ‘Martılar Cihangir’in sokak köpekleridir’ demişti Seyhan. Cihangir’deki evimin terasınadadanan martılara bakıp bakıp bu dizeyi söylerdi.
Yanlış hatırlamıyorsam o şiir, ‘Jetler Türk Hava Kuvvetleridir’ diye sürerdi. Şu tesadüfe bakın,Seyhan’ın öldüğü gün jetler yine İstanbul ve Cihangir semalarında gürültü yapıyordu. En son birkaç hafta önce telefon etti. Yeni kitabı çıkıyordu, ‘Bunu mutlaka yaz’ dedi, hiç öyleşeyler istememişti daha önce. Sonra bir ortak arkadaşımızı çekiştirdik, sonra bir başkasını, birbaşkasını...
Nihayet telefonu, ‘Yahu bi oturalım rakı içelim’ temennisiyle kapatmayı başardık. Yarım saattir konuşuyorduk. Sürekli kızacak, hatta öfkelenecek bir şeyleri olurdu ama öfkeleri kalıcı değildi. Bana da çok kızardı, hep o arıyor, ben onu aramıyorum diye, Facebook’taki laf atmalarına cevap vermiyorumdiye, sakal bıraktım diye, bilmem neyi yazdım diye...
Onu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. 7 Ekim 1973 Pazar günüydü. O sıralar Zonguldak’ta askerlik görevi yapıyordum. On gün izin alıp İstanbul’a gelmiştim. Bir arkadaşla Çiçek Pasajı’nda oturuyorduk. Bir ara Mustafa Irgat’ı gördüm. Yanında sakallı, tombul yüzlü ve sessiz bir delikanlı vardı, bizi tanıştırdı: İzzet Yasar’mış adı. “Kenar Süsleri” adlı şiiri Yeni Dergi’de o yıl içinde yayımlanmıştı.
[http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=22295&haberBaslik=S%C4%B1k%C4%B1%20%C5%9Eiir&action=haber_detay&module=nuce]
***
İsmet Berkan, Hürriyet'te, Seyhan Erözçelik'in ölümü üzerine:
ÖNCEKİ sabah bir arkadaş telefonuyla öğrendim Seyhan’ı, Seyhan Erözçelik’i kaybetmiştik.
Midemin ve göğsümün üstüne koca bir kaya oturdu: Seyhan, artık yok!
Nedense gözümün önüne gelen ilk resim, bir başka ölmüş arkadaşımız olan Mustafa Irgat’la birlikte Seyhan’ın sabahın beşinde ellerde yarısı içilmiş rakı kadehleriyle benim evimin kapısınadayanmaları ve Seyhan’ın hep yaptığı gibi bağıra bağıra Lili Marlene şarkısını söylemesi oldu.
Bir süre sık sık sabahın o vaktinde bana geldiler, rakılarına devam ettiler. Sonra kapıyı açmazoldum, çünkü sabah olunca da gitmiyorlardı. Bir şiirinde, ‘Martılar Cihangir’in sokak köpekleridir’ demişti Seyhan. Cihangir’deki evimin terasınadadanan martılara bakıp bakıp bu dizeyi söylerdi.
Yanlış hatırlamıyorsam o şiir, ‘Jetler Türk Hava Kuvvetleridir’ diye sürerdi. Şu tesadüfe bakın,Seyhan’ın öldüğü gün jetler yine İstanbul ve Cihangir semalarında gürültü yapıyordu. En son birkaç hafta önce telefon etti. Yeni kitabı çıkıyordu, ‘Bunu mutlaka yaz’ dedi, hiç öyleşeyler istememişti daha önce. Sonra bir ortak arkadaşımızı çekiştirdik, sonra bir başkasını, birbaşkasını...
Nihayet telefonu, ‘Yahu bi oturalım rakı içelim’ temennisiyle kapatmayı başardık. Yarım saattir konuşuyorduk. Sürekli kızacak, hatta öfkelenecek bir şeyleri olurdu ama öfkeleri kalıcı değildi. Bana da çok kızardı, hep o arıyor, ben onu aramıyorum diye, Facebook’taki laf atmalarına cevap vermiyorumdiye, sakal bıraktım diye, bilmem neyi yazdım diye...
Şimdi de ben ona kızıyorum, öldü gitti diye. Eğer gerçekten Nilgün’le, Mustafa’yla buluşup konuşacağı hatta rakı içeceği bir yer varsa ve Seyhan oraya gittiyse, ne mutlu ona, ne acı biz geride kalanlara.
[http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18581323.asp]
[http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18581323.asp]
21 Ağustos 2011 Pazar
14 Ağustos 2011 Pazar
26 Temmuz 2011 Salı
Mustafa Irgat - Adalet Yerini Bulur
ADALET YERİNİ BULUR
"Efendilik kimde kalsın?"
Köpeklerin yalnız başına eşinmesinde
cümlesi hemen, demi anlaşılmayan ülke
redifli itirafını batırdı rastlansal:
Tekneleri tekneme çarpıp açılan liman
size sonsuz kıvançlar sunarım, darağacı
bize, ele-avuca sığmaz tekmeler, ki ne.
Bitik, bu akşamı camgöbeği kardeş ölü.
Ayağa kaldırılsın, gencinize göz kırpsın.
Vezir, virgülü nereye koymasını bilir.
Hangi kanat, kuşsuz tabak, uçan ölü örtü.
Sandıkları kadar üstü çizili insan var.
Mustafa Irgat
19 Temmuz 2011 Salı
''Sonu Zor'' Çıktı!
Mustafa'nın evrak-ı metrukesinden Ahmet Güntan'ın derlediği şiirler ''Sonu Zor'' cuma günü (22.7) raflarda!
Mustafa Irgat (1950-1995) ardında kucak dolusu dosya bırakmıştı.
Ahmet Güntan o dosyalardan bu kitabı çıkardı.
Çok mazo ki sözünü etmek istemem.
Şerefiye vergisi niye insanlara nereli olduğunu soruyorsunuz?
Uzak gözlüklü Beyoğluluyum,
Bir de Bomonti’de EC’nin kar yağan balkonuyum.
Yoksul değilim ama başa gelmiş bu yoksulluk çekilmiyor!
Sana istersen getireyim göğsüme değen numune bir falçatayı.
YKY, Kare Şiir serisi, 144 sayfa
Mustafa Irgat (1950-1995) ardında kucak dolusu dosya bırakmıştı.
Ahmet Güntan o dosyalardan bu kitabı çıkardı.
Çok mazo ki sözünü etmek istemem.
Şerefiye vergisi niye insanlara nereli olduğunu soruyorsunuz?
Uzak gözlüklü Beyoğluluyum,
Bir de Bomonti’de EC’nin kar yağan balkonuyum.
Yoksul değilim ama başa gelmiş bu yoksulluk çekilmiyor!
Sana istersen getireyim göğsüme değen numune bir falçatayı.
YKY, Kare Şiir serisi, 144 sayfa
11 Temmuz 2011 Pazartesi
İzzet Yasar'dan SEFEROĞLUNDA MUCİZE
SEFEROĞLUNDA MUCİZE
- Merlyn Solakhan'a -
hayde moustapha ergath
seninle bir film çekelim:
teknoloji müsait bol mucize olsun içinde
mesela gökten zümrüt insin başında
tazıların çektiği kanatlı bir arabayla
prens adasına seferoğlunun rıhtımına
merlyn'in filmindeki rol arkadaşımız
söndükten sonra bile gözlerimize dolan huzme kız
üstünde yine beyaz elbisesi olsun
bize gene çekim mi var diye sorsun
evet diyelim geç kameranın karşısına
bu sefer seferoğlunda mucizede oynuyorsun
bütün kalbi kırıklar rıhtıma dolsun
günsür öbür şiirde vardı buna da girsin
sincabını kaybetmiş çocuk gibi kameraya baksın
kâzım onun hikâyesinden çıksın
kendini bir buluta assın
salihin gözlerinden abasıyanık balıkları geçsin
sahilden komünizm tehlikesi geçsin
salih kör talih deyip iskeleyi yaksın
leonard cohen yanık iskeleye yatıyla yanaşsın
zümrüt için söylemeye başlasın
ince, yeşil bir mum yaktım
seni kıskandırmak için
ama sivrisinekler bastı odayı
duymuşlar vücudumun serbest kaldığını
ben de aldım bir uzun
uykusuz gecenin tozunu
koydum küçücük kundurana
itiraf ettim sonra sana
dünyaya karşı giydiğin
elbiseni yırtan bendim
kalbimi gösterdim doktora
bırak git dedi bana
sonra yazıp kendine bir reçete
-senin adın vardı içinde-
kapandı bir kitaplık rafına
balayımızın girdi çıktısıyla
hemşireden alıyorum da haberini
git gide kötüleşiyormuş hali
meslekî hayatı mahvolmuş adamın
duydum ki bir ermiş, o da seni sevmiş
bütün gece irşad oldum tekkesinde
meğer sevdalıların görevi
bozup karartmakmış altın kuralı
tam ben inanmışken
derslerinin saflığına
nehre attı kendini
bedeni gitti
ama burda kıyıda
ruhu devam ediyor maskaralıklarına
eskimonun biri film gösterdi bana
senin filmin, geçenlerde çekmiş
titremeden duramıyordu garibim
dudakları, parmakları mosmor olmuş
sanırım donmuş
rüzgâr elbiseni uçurduğunda
bir daha da sıcak nedir bilmemiş
ama öyle güzel duruyorsun ki orda
içinde kar fırtınanın
n'olur bırak gireyim içine fırtınanın
gözlerimizi kurulayalım
babayı alkışlarla uğurlayalım
sonra istersen bir flashback yapalım
seninle geceyarısı beyoğluna çıkalım
eli sopalı heriflere bağıralım
dokunmayın ulan ibnelere
onlar kovalasın biz kaçalım
kendimizi eve dar atalım
üst üste beş kere seyredelim miracolo a milano'yu
gün ağarsın şiir hanım şişeleri saklasın
seçkin yatın artık oğlum öleceksiniz diye bağırsın
mucize rıhtımdan vatan sathına yayılsın
krepen pasajı yeniden yapılsın
osmanlı imparatorluğu yeniden kurulsun
yönetim şekli demokratik meşrutiyet olsun
padişah dolmabahçede taç giysin
mustafa selanikli kabineyi kursun
güneşin doğduğu yerde yetmiş iki dil konuşulsun
sokak tabelalarından katil adları silinsin
sonunda eşek balthazar çerçeveye girsin
hepimizi kurtarmak için cızlamı çeksin
makara takılsın pelikül yansın film bitsin
Not: One of us cannot be wrong'un çevirisinde Gül Evrin'in emeği vardır.
İzzet Yasar
Labels:
izzet yasar,
merlin ecer,
merlyn,
mustafa ırgat,
SEFEROĞLUNDA MUCİZE
8 Temmuz 2011 Cuma
TEKerLEME'den sahneler
Merlyn Ecer ve İzzet Yasar vesilesiyle TEKerLEME'yi yakında internete koyacağız.

''Okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor.'' Ece Ayhan, Usta İşi
Enayilik. En büyük nimet.
İzzet Yaşar mı?
- Yasar

''Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
Sana uzun heceli bir kent vereceğim'' Ece Ayhan, Zambaklı Padişah
***
Görünme Sırasıyla Oyuncular:
Ayşe Şiir Öke
Mustafa Irgat
Zümrüt Pekin
Mustafa Kemal Ağaoğlu [mim kaf agayef]
Haldun İleri
Hakkı Mısırlıoğlu [Ajans Ultra'nın sahibi]
Hülya Olca
Mehmet Güreli
Dikna Erden
Simruy Tüzün
İzzet Yasar
Erdal Taşcıoğlu
Kamera: Martin Manz
Ses: Manfred Blank, Thomas Balkenhol
Miksaj: Margit Eschenbach
Kanun: Bülent Tezcanlı
Dialog: İzzet Yasar
Montaj ve Yönetim: Merlin Ecer
Yapım Yönetmeni: Joachim Rothe
Yapım: DFFB 1985 [Merlin Ecer'in Berlin Film Akademisi bitirme tezi]
''Ajans Ultra, Salih Ecer, Seçkin Yasar ve Yılmaz Solakhan'a teşekkür ederim.''

''Okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor.'' Ece Ayhan, Usta İşi
İzzet Yaşar mı?
- Yasar

''Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
Sana uzun heceli bir kent vereceğim'' Ece Ayhan, Zambaklı Padişah
Macbeth'den (Selahattin Eyüboğlu çevirisi, 67) ''Türk burnu, Tatar dudağı''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















