izzet yasar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izzet yasar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2016 Perşembe

İzzet Yasar'dan TEKerLEME'nin gösterimi vesilesiyle bir not

TEKerLEME’nin bunca yıl sonra bu blog sayesinde keşfedilip !f İstanbul’da gösterilmesi Merlyn için zaten sürpriz olmuştu. Bir sürpriz de filmin gördüğü ilgi oldu. Biletlerin tükenmesi, ikinci bir gösterim konması… Bak, diyordum ona, Mustafa melek olduğu için öldükten sonra bile nasıl iyilik yapmaya devam ediyor. Bu sefer de, kimse yarıda çıkmaz inşallah, diyordu. Merak etme, diyordum ben de, çıkmayacaklar, göreceksin. Çıkmadılar tabii. Tersine, gösterimden sonra kalıp sorular sordular, değerlendirmeler yaptılar. Bunlardan biri şöyle oldu: Genç bir kız filmde Andımız’ı tekrar duymanın onu ne kadar duygulandırdığını söyledi.

Not: Bu blogdaki Seferoğlu’nda Mucize adlı şiirim TEKerLEME olmasaydı olmazdı.

14 Şubat 2016 Pazar

Zaman Pazar'da TEKerLEME: Merlyn Solakhan'la Mülakat

12 Eylül'ü anlatan anlatan kayıp film 30 yıl sonra gösterimde
12 Eylül'ü anlatan anlatan kayıp film 30 yıl sonra gösterimde


14 Şubat 2016, Pazar
12 Eylül'den sonra çekilen ve seyirciye 80'ler Türkiye'sinin karamsar halini gösteren ‘Tekerleme', 30 yıl sonra ilk kez seyirci önüne çıkacak. Filmi izlememizi sağlayacak kişi 

14 Şubat 2016, Zaman Pazar
Almanya'da yaşayan yönetmen Merlyn Solakhan'a 30 yıl sonra ulaşan Burak Çevik.

Sene 1979… sinema eğitimi almak için İstanbul'dan Almanya'ya giden genç bir kadın 1980-85 yılları arasında Berlin Sinema ve TV Akademisi'nde (dffb) öğrenim görür. Akademi, mezuniyet filmi olarak da ‘Tekerleme' adıyla İstanbul'da geçen kurmaca bir film çeker. Onun ifadesiyle ‘kendisi gibi ülkesinden uzak kalmış birinin gözü ve duygularından İstanbul'a bakmaya' çalışan bir filmdir bu. 12 Eylül'ün ardından hayatta kalmaya çalışan aydınların çelişkilerle dolu İstanbul günleri vardır bir de filmde. Bugün hayatta olmayan Mustafa Irgat ve Zümrüt Pekin gibi isimlerin yanı sıra Mehmet Güreli'nin de küçük bir rolle yer aldığı filmde diyaloglar ünlü yazar ve şair İzzet Yasar'a aittir. Bu arada filmde rol alanların ve çalışanların tamamı Merlyn Solakhan'ın tanıdıklarıdır ve ücret almamışlardır.
Merlyn Solakhan, baştan beri bahsettiğimiz kişinin ta kendisi. Yani Tekerleme'nin yönetmeni… Tekerleme, 1985 yılında tamamlandığında Berlin Film Festivali'nde gösterilir, çeşitli eyaletlerde birkaç kez ‘sinematek'lerde gösterime girer, sinemaseverlerden övgü alır. Fakat hiçbir zaman Türkiye'de gösterilmez. Ta ki bir gün Solakhan'a Türkiye'den bir telefon gelene kadar. Burasını bizzat kendisi anlatsın: “Bir gün Berlin'de ev telefonum çaldı ve bu filmimle ilgili Türkiye'den genç bir sinema araştırmacısı Burak Çevik'in benimle irtibata geçmeye çalıştığını öğrendim, sonra yazıştık, görüştük ve şimdi bir dijital kopyayla filmi gösterime hazırladık.”
Biletleri şimdiden tükendi
Tekerleme çekildikten 30 yıl sonra bu olay yaşanır. Solakhan'a ulaşmaya çalışan kişi Fol Sinema'dan film küratörü Burak Çevik'tir. Kötü bir kaydını bulduğu filmi izlemiş, çok etkilenmiştir. Filmin geç de olsa çekildiği topraklarda gösterilmesini arzu eder. Çevik'in Merlyn Solakhan ve diğer sinemacı tanıdıklarıyla istişareleri netice verir. 18 Şubat'ta başlayacak !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında gösterilecek filmin biletleri şimdiden tükenmiş durumda. Biz de festival öncesinde Merlyn Solakhan ve Burak Çevik'ten kayıp filmin ardındaki bu sıcak hikâyeyi ve filmi konuştuk.
Solakhan, öncelikle Türkiye'den gelen telefon karşısında çok şaşırdığını ve hiç böyle bir şey beklemediğini anlatıyor. Haliyle tepkileri de çok merak ediyor. Burak Çevik gibi genç insanları filmle ilgili meşgul eden şeyin ne olabileceğine dair ise şu tahminde bulunuyor: “Belki estetiği, belki o yaşanılan eski dönemleri daha iyi kavrama arzusu. Buna seviniyorum tabii. Bir de en önemlisi artık Türkiye'de çok canlı ve bağımsız bir sinema var. Kendi deneyimlerimden ne kadarını genç kuşaklara aktarabilirsem ve ben de onlardan ne kadar öğrenebilirsem bu iyi bir kazanım olur, değil mi?”
Aynı zamanda İstanbul belgeseli gibi
Film her ne kadar bir 12 Eylül hikâyesi olsa da izleyiciye o zamanların İstanbul'unu belgesel vari sunan bir yapım aynı zamanda. Vapur, Boğaz Köprüsü, Adalar, sokak satıcıları gibi detaylarla belge işlevi de görüyor.
Solakhan'a göre filmin belgesel karakteri tesadüfi değil bilinçli bir tercih. Bunu biraz da Berlin'de aldığı sinema eğitimiyle ilişkilendiriyor: “Akademide öğrendiğim en önemli şeylerden biri, sinemanın kökeninin, belgeselin hakimiyetinin yoğun olduğu Lumiere'in sinematografisinden geldiğidir.” Ayrıca Solakhan, kendisini bir ‘İstanbullu' olarak tanımlıyor ve ekliyor: “Ailem, dedelerim hepsi öyle ve hep İstanbul'da yaşadım okumaya gidinceye kadar. 30 yıl boyunca da hiç bağlarım kopmadı, her yıl birkaç kez gelirim. İstanbul ile ilgili sayısız film çekebilirim çünkü cazibesi hâlâ belleğimde.”
Merlyn Solakhan - Burak Çevik

Sırada başka bir kayıp film var

Burak Çevik'in Tekerleme'nin yönetmenine ulaşma hikâyesi ilginç. Aslında filme bir şekilde ulaşan ilk kişi o değil. Mustafa Irgat hakkında bilgilerin bulunduğu bir blogda filmin VHS kopyası yayınlanır ve filmin ulaştığı çok az sayıdaki insandan biri de Çevik'in arkadaşıdır. Çevik, bu filmi mutlaka izlemesi gerektiğini söyleyen arkadaşını dinler ve filmden çok etkilenir. En çok dikkatini çeken şeyi ise şöyle anlatıyor: “Çok sevdiğim yönetmen çift Straub & Huillet'i hatırladım. Onlara göre aslolan metnin kendisidir ve oyuncular neredeyse sadece bir araçtır. O yüzden düz ve mimiksiz oynarlar. Tekerleme'de de benzer bir durum fark ettim ve filmdeki diyaloglardan birinde Straub&Hulliet adı geçince kendi kendime ‘neler oluyor' diye sordum. Ardından araştırmaya başladım. İnternette çok fazla bilgi yoktu. Merlyn ile ilgili yapılan tek haber Onat Kutlar'ın 1986'da Milliyet için yaptığı röportajı bulup okudum vs.” Daha sonra Almanca kaynaklardan arama yapan Çevik, sonunda bir telefon numarasına ulaşır ve genç sinemacı ile Solakhan görüşmeye başlar. Çevik, Solakhan'ın Berlin Film Akademisi'nde okurken hocalarından birinin Straub olduğunu öğrendiğinde taşlar yerine oturur. Böylece filmin çekildiği topraklara dönmesinin yolu açılmış olur.

Neden gösterime giremedi?

Tekerleme, Merlyn Solakhan'ın ve arkadaşlarının yaşamından izler barındıran bir film. Filmde çalışan ve oynayanların tümü arkadaşları ve canlandırdıkları roller kendi yaşamlarına çok yakın ya da benzer kişilikler. Solakhan şöyle anlatıyor: “Arkadaşlarımın ve tanıdığım aydınların çoğu o yıllar yaşamlarını devam ettirebilmek için palazlanmaya başlayan reklam branşına sığınmıştı. Bu uzun zaman böyle devam etti. Tekrar yayınevleri kurulana, kitaplar ve sanat bir değer olmaya başlayıncaya dek.” Peki, film neden bunca yıl ortaya çıkmadı ve Türkiye'de hiç gösterilmedi? Solakhan, bunu Türkiye'de o sıralar Yeşilçam sisteminin çökmesi ve bağımsız bir sinemanın henüz ortaya çıkmamasına bağlıyor: “Örneğin biz 16 mm çalışıyorduk, bunu gösterebilecek sinema projektörleri yoktu. Onat Kutlar'ın kurduğu ve benim de üyesi olduğum sinematek kapatılmıştı. Tekerleme için bir alan yoktu o zamanlar Türkiye'de.”


*bir blog ama acaba hangisi? 

1 Şubat 2016 Pazartesi

TEKerLEME !f istanbul'da!

Rica üzerine film gösterimine dek Youtube'daki filmi muvakkaten erişime kapattım. Sabırsızlık edip önden izlersiniz mazallah. Maalesef orada olamayacağım, pek selam ederim.

Bilet için buradan




Otuz yıl sonra ilk defa gün yüzüne çıkan unutulmuş bir başyapıt.
1985 yılı. Türkiye’deki askeri darbeden beş yıl kadar sonra bir kadın, İstanbul sokaklarında dolaşıyor. Tekinsizlik insanları ve tüm şehri sarmış durumda, eksik olan bir şeyler var. Arkadaşlıklar, havadan sudan sohbetler, bıkkınlık, arayış, yitiş ve ardından bir umut adaya gidiş. Tüm bunlardan geriye kalan ne? Merlyn Solakhan’ın ilk filmi olan, başrollerini Mustafa Irgat ile Zümrüt Pekin’in paylaştığı TEKERLEME, 1986 yılında Berlin Film Festivali’nde gösterilmiş, ardından da unutulmuş bir yapıt. Belli ki o dönem rağbet gören politik gerçekçi filmler karşısında bir kaba konulamamış, etiketlenip rafa kaldırılamamış. Oysa filme bugünden bakmak bize bambaşka anlamlar sunuyor. Türkiye’de otuz yıl sonra ilk defa gösterilecek olan film, tekerlemenin teklemeye dönüşümünü Türkiye sinemasında daha önce hiç karşımıza çıkmayan özgün bir estetikle sunuyor.
20 Şubat 2016 16:00 Nişantaşı City's Salon 3

19 Şubat 2015 Perşembe

İzzet Yasar'dan ''Sular İdaresi'nin Ordan Mancınıkçı Yummacaları''nın bir dizesi üzerine

1980/88 arası yazılmış, çalışılmış Sular İdaresi'nin Ordan Mancınıkçı Yummacaları şiirinin (Ait'siz 44-6) ilk dizesinin referansına İzzet Yasar, Kemal Tahir'de rastlamış.

Yol Ayrımı - Esir Şehir Üçlemesi 3. Cilt, sf.68




ve şiir









20 Ocak 2012 Cuma

Reşit İmrahor'dan ''Kuvve'den Fiil'e''

Reşit İmrahor'la Kuvve'den Fiil'e


ne zaman insanlıktan çıkıp sadece müzik olacağız?





İşbu kitabın yeni bir baskısı 160. Kilometre himmetiyle zuhur ettiğinden ilgili PDF artık dolaşıma sokulmayacaktır. Şiir okurundan istirham ediyoruz, şiirlerin kitapsız kalmaması için yayınevlerimize ihtimam gösterelim.



11 Temmuz 2011 Pazartesi

İzzet Yasar'dan SEFEROĞLUNDA MUCİZE


SEFEROĞLUNDA MUCİZE

- Merlyn Solakhan'a -

hayde moustapha ergath
seninle bir film çekelim:

teknoloji müsait bol mucize olsun içinde
mesela gökten zümrüt insin başında
tazıların çektiği kanatlı bir arabayla
prens adasına seferoğlunun rıhtımına
merlyn'in filmindeki rol arkadaşımız
söndükten sonra bile gözlerimize dolan huzme kız
üstünde yine beyaz elbisesi olsun
bize gene çekim mi var diye sorsun
evet diyelim geç kameranın karşısına
bu sefer seferoğlunda mucizede oynuyorsun

bütün kalbi kırıklar rıhtıma dolsun
günsür öbür şiirde vardı buna da girsin
sincabını kaybetmiş çocuk gibi kameraya baksın
kâzım onun hikâyesinden çıksın
kendini bir buluta assın
salihin gözlerinden abasıyanık balıkları geçsin
sahilden komünizm tehlikesi geçsin
salih kör talih deyip iskeleyi yaksın
leonard cohen yanık iskeleye yatıyla yanaşsın
zümrüt için söylemeye başlasın 

ince, yeşil bir mum yaktım
seni kıskandırmak için
ama sivrisinekler bastı odayı
duymuşlar vücudumun serbest kaldığını
ben de aldım bir uzun
uykusuz gecenin tozunu
koydum küçücük kundurana
itiraf ettim sonra sana
dünyaya karşı giydiğin
elbiseni yırtan bendim

kalbimi gösterdim doktora
bırak git dedi bana
sonra yazıp kendine bir reçete
-senin adın vardı içinde-
kapandı bir kitaplık rafına
balayımızın girdi çıktısıyla
hemşireden alıyorum da haberini
git gide kötüleşiyormuş hali
meslekî hayatı mahvolmuş adamın 

duydum ki bir ermiş, o da seni sevmiş
bütün gece irşad oldum tekkesinde
meğer sevdalıların görevi
bozup karartmakmış altın kuralı
tam ben inanmışken
derslerinin saflığına
nehre attı kendini
bedeni gitti
ama burda kıyıda
ruhu devam ediyor maskaralıklarına

eskimonun biri film gösterdi bana
senin filmin, geçenlerde çekmiş
titremeden duramıyordu garibim
dudakları, parmakları mosmor olmuş
sanırım donmuş
rüzgâr elbiseni uçurduğunda
bir daha da sıcak nedir bilmemiş
ama öyle güzel duruyorsun ki orda
içinde kar fırtınanın
n'olur bırak gireyim içine fırtınanın
  
gözlerimizi kurulayalım
babayı alkışlarla uğurlayalım
sonra istersen bir flashback yapalım
seninle geceyarısı beyoğluna çıkalım
eli sopalı heriflere bağıralım
dokunmayın ulan ibnelere
onlar kovalasın biz kaçalım
kendimizi eve dar atalım
üst üste beş kere seyredelim miracolo a milano'yu
gün ağarsın şiir hanım şişeleri saklasın
seçkin yatın artık oğlum öleceksiniz diye bağırsın

mucize rıhtımdan vatan sathına yayılsın
krepen pasajı yeniden yapılsın
osmanlı imparatorluğu yeniden kurulsun
yönetim şekli demokratik meşrutiyet olsun
padişah dolmabahçede taç giysin
mustafa selanikli kabineyi kursun
güneşin doğduğu yerde yetmiş iki dil konuşulsun
sokak tabelalarından katil adları silinsin

sonunda eşek balthazar çerçeveye girsin
hepimizi kurtarmak için cızlamı çeksin
makara takılsın pelikül yansın film bitsin

Not: One of us cannot be wrong'un çevirisinde Gül Evrin'in emeği vardır.

İzzet Yasar

8 Temmuz 2011 Cuma

TEKerLEME'den sahneler

Merlyn Ecer ve İzzet Yasar vesilesiyle TEKerLEME'yi yakında internete koyacağız.



Görünme Sırasıyla Oyuncular:
Ayşe Şiir Öke
Mustafa Irgat
Zümrüt Pekin
Mustafa Kemal Ağaoğlu [mim kaf agayef]
Haldun İleri
Hakkı Mısırlıoğlu [Ajans Ultra'nın sahibi]
Hülya Olca
Mehmet Güreli
Dikna Erden
Simruy Tüzün
İzzet Yasar
Erdal Taşcıoğlu

Kamera: Martin Manz
Ses: Manfred Blank, Thomas Balkenhol
Miksaj: Margit Eschenbach
Kanun: Bülent Tezcanlı
Dialog: İzzet Yasar

Montaj ve Yönetim: Merlin Ecer

Yapım Yönetmeni: Joachim Rothe

Yapım: DFFB 1985 [Merlin Ecer'in Berlin Film Akademisi bitirme tezi]

''Ajans Ultra, Salih Ecer, Seçkin Yasar ve Yılmaz Solakhan'a teşekkür ederim.''







''Okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor.'' Ece Ayhan, Usta İşi 



Enayilik. En büyük nimet.

















İzzet Yaşar mı?
- Yasar





''Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
Sana uzun heceli bir kent vereceğim'' Ece Ayhan, Zambaklı Padişah




Macbeth'den (Selahattin Eyüboğlu çevirisi, 67) ''Türk burnu, Tatar dudağı''


***



3 Haziran 2011 Cuma

Esprits Nomades'ın Mustafa Irgat Sayfası

Gil Pressnitzer'in editörü olduğu Esprits Nomades (Göçebe Ruhlar) Fransa'da yabancı sanatçıları tanıtmayı amaçlayan devasa bir ansiklopedi. İzzet Yasar da Mustafa Irgat'ı tanıtmış.

sayfa için tıklayınız.



At Gözü'nün Fransızca çevirisi


Œil de cheval

Sermet Cagan

La folie est ma chair et mon os.
Avec les nerfs de mon cerveau trempé depuis longtemps dans la mort
je remue mon image dans le bol.
Et si nous regardions mes souliers dans lesquels je vois du sang quand je me réveille?

L'Œil du cheval est mon empire.
Mes oreilles peuvent devenir yeux et aussi mains doigts par doigts.
Quand la poussière et le vent lèchent ma peau distillée
Entends! Je suis un homme fait de pluie et d'écume.

La politique est ma chair et mon os.
Sans raison j'ai passé toute mon enfance à enterrer les croix gammées.
A moi convient de tresser les cheveux de fille tombés dans mes bras invalides.

L'Œil du cheval est mon empire.
Je me soulève en haut comme si j'entrais sous un cercueil.
Ces trois "toutashkonz"-là arrachent mes sept vies de huit saisons.
C'est à ce moment que je deviens les autres inachevés de tous les jours.

Essai de traduction: Izzet Yasar

8 Mart 2011 Salı

Le Poète raille, İzzet Yasar

İzzet Yasar'in yeni kitabi Başka Akıl Peşinde'den, Mustafa'ya

Le Poète raille

iyisi mi sen bu şiire hiç girme
sonra pişman olursun
burada allah benim
istersem zevk veririm
istersem bakışını dilerim
iki zevkli gözlerden hoşlanmam bak
sindirim sistemini fena yaparım
arzunun nesnesini çıkarttım gösteriyorum
ellerini uzat da boş kalsınlar
meşrebinle uğraşayım mı
babanın resmini yapayım mı
gözlerine sürme çekeyim mi
bozayım mı gözlerini ister misin
gırtlağına bir şey lazım mı
yutkunman bittiyse rahat dur
oturma yerini aynanın karşısına yerleştir
önce küçük kesiklere ne dersin
kretuar sesinden huylanır mısın
kanırtılmaktan hoşlanır mısın
balık gibi kıvranır mısın
bak nasıl şey oluyor
dur biraz da öbür taraftan bakalım
mühim değil azıcık kanıyor
hadi çık yeter sana bu kadar
biraz kendi kendime eğleneyim
mısralarımın arasından zarganalar geçireyim
imgelerimi üzüm gibi midillili kızlara ezdireyim
sular idaresinin oraya bir mustafa ırgat heykeli dikeyim
çeşmeli olsun çocuk gözyaşı aksın

İzzet Yasar

2 Şubat 2011 Çarşamba

İzzet Yasar'ın yeni kitabı: ''Başka Akıl Peşinde''


Komşu Yayınları'nın Yasakmeyve serisinden;

BAŞKA AKIL PEŞİNDE

İzzet Yasar, 1951 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Şiir kitapları: “Kanama” (1974), “Yeni Kuş Bakışı” (1979), “Ölü Kitap” (1983), “Dil Oyunları” (2002), “Asla Yazamayacaksın O Şiiri” (2007).

“Dönüşü Olmayan Hikâyeler” ve “Özel Sektör İmamı” adlarında iki hikâye kitabı olan şairin, sinema sanatıyla ilgili denemelerinden oluşan yapıtı “Balta/zar” adını taşıyor.


(...)

şiir dediğin nedir ki
uzanıp kendi tüyleriyle oynamaktan başka
uyar uymaz ayrı mesele
ben kelimelerin saltanatına inanmıyorum
bunlar bana gökyüzünden balyoz gibi iniyor
şimdi şiirsever ne yapacaksın
sen italya gibi aydınlık ve güzel değilsin
yarım nebze fasaryaya fitsin
sana satılık sanatım yok benim
ben vahşet yetimhanelerinden alınmış oğlanların
oğlan yatakları dağlanmış kafaları kırkılmış kadınların
marazlı derbederissaların ürpermesiyle ürperiyorum
madem ki bu akıl beni kan içinde bırakmış
başka akıl peşinde koşuyorum
aşkımı hayırlı iş için yoruyorum
lirik olsun ha al sana lyre ve ique
katl-i am ve katl-i sik
panic germanic turkic
uydu mu masum okur mağrur okur
auschwitz denince ağlayan
der zor denince horlayan
iki suratlı mendebur etobur
ben bu sözleşmelerde yokum
çok sıkışırsam bir duru su bulurum
kafamı sokar dururum
(...)

22 Kasım 2010 Pazartesi

Semih Kaplanoğlu anlatıyor: Mustafa Irgat


Semih Kaplanoglu'nun Yusuf Üçlemesinin DVD edisyonu yaninda gelen mülakat kitabindan.


***

Bir de Mustafa Irgat var ayni evde

Mustafa çok acılı bir hayat sürdü ve kendini bitiresiye yaşadı. Ece ve Mustafa çok farklı iki uçtu benim hayatımda. Ece nasıl sert ve tavizsiz bir dervişse, bir üryan babaysa, Mustafa da büyük bir alaycılıkla, kahredici bir ironiyle adeta kendini alçaltmaya çalışan bir adamdı. Bir pagan dansı gibi yaşadı hayatı. Çok iyi, çok vicdanli bir adamdı ve cok savunmasızdi... Beni film yapma konusunda en çok cesaretlendiren, "Mutlaka yapmalısın" diyen de yine Mustafa'dır. Mustafa çok iyi bir festival izleyicisiydi ve sinema konusunda çok iyi bir koku alma yeteneği vardi. Festival kataloğundan en iyi filmleri bulur, beni de götürürdü. Beni Tsai Ming Liang sinemasıyla tanıştıran insan Mustafa'dır mesela. Festivalde "Nehir"i ve "Delik"i izlemis, filmden çıkınca beni bir şekilde buldu ve "İki elin kanda olsa bu filmleri görmen lazim, inanilmaz bir yönetmen" dedi. O yıl festivalde iki üç Tsai Ming Liang filmi gosteriliyordu, Mustafa öyle deyince hepsine gittim. Jean-Marie Straub gibi sinemanin en marjinal adamlarından birinin iki filmi festivale gelmişti, biri Kafka'nin "Amerika"sından uyarladıkları "Klassenverhaltnisse". Mustafa beni ona da götürdü. Filmin sonunda salonda en fazla on kişi kalmıştık...
Mustafanin "Duhuldeki Deney" diye bir kitabi vardir, sinema yazilarinin toplandigi. Burada, kutuphanemde olmasi lazim... Bak, 1969'da "Yeni Sinema"da yazmaya baslamis. "Defter"de ve "Nokta"da yazilan cikmis. Sonra "Ozgur Gündem"e gecmis. "Özgür Gündem"deki yazılarinda Antonioni, Pasolini ve Paradyanov'dan bahsediyor. Sinemaya dusunsel katki anlaminda Turkiye'nin isimsiz kahramanlarımdan biridir Mustafa... Ece'yle, Mustafayla o evde paylastigimiz gunler bana siiri, sinemayi, omurgali olmayi, hayatın icindeki onem sirasini ogreten gunler oldu. O evde geçirdiğim iki yıl, bazı konulardaki mesafelerimi, bakis acimi, onceliklerimi bana bir sekilde ogretmis olabilir... sairlerle birlikte olmak insana bir sey daha ogretiyor: Her sairin metafizik bir alani var. Konustugumuz dili reddeden ve şiir yoluyla imha etmeye çalisan o adamlarda manevi bir alan gorürsün. Gorünen halin ötesine geçmeye, somut şeyler uzerinden de olsa soyutu yakalamaya çabalarlar.


...

ve devami


---
Alperen'e tesekkurler.

23 Ekim 2010 Cumartesi

Orhan Koçak'tan

Orhan Koçak'ın HAFİFLEMİŞ SONRANIN ŞİİRİ başlıklı yazısından

...İyi ama hep olumsuzluklarla, yaptıklarından çok yapmadıklarıyla betimleyegeldiğimiz bu şiir kendi hazzını nerede ve nasıl üretiyor?
Böyle bir soru, ne kadar sert, haşin ya da “zihinsel” olursa olsun her şiirin bir haz kaynağı da olduğunu, kendinden zevk aldığını varsayar – benim de katıldığım bir varsayım. Zekâ’da bu hazzın duyusal olmadığını, imgelerle ilişkili olmadığını gördük. Çok da temelsiz olmayan bir karşılaştırma yararlı olabilir burada. Mustafa Irgat ve İzzet Yasar’ın şiirlerinde de ironi ana mecaz, ana devinimdir; okurun (ve geleneğin) beklentilerini boşa çıkarmaktan sancılı bir haz alan şiirlerdir bunlar; ama bu haz ikisinde de ses aracılığıyla, işitsel figürasyonlar aracılığıyla devşirilir: İkisinde de öne çıkan kakışım, sesin düpedüz reddedilmesine değil, daha yüksek, çünkü daha çatışık, daha katmanlı bir biçimde yeniden kurulmasına yönelir. 


[kaynak]

9 Ekim 2010 Cumartesi

İzzet Yasar ve Mustafa Irgat, 1970'lerin başı, Bodrum


fotoğraf: Ayşe Nur Kocatopçu

İzzet Yasar'ın arşivinden.

19 Eylül 2010 Pazar

Mustafa Irgat'ın oynadığı film: Zungenbrecher / Tekerleme

Merlyn Ecer'in 1985'te çektiği ve Ayşe Şiir'in (Öke) de kadrosunda bulunduğu filmi ben bulamadım, elinde olan varsa, bana ulaştırabilirse internete koyabiliriz.

film hakkında, bkz. BFI

Ayrıca Karlsruhe 17. Avrupa Kültür Festivali'nde gösterilmiş

Berlin film festivali 86'dan

bu filmde İzzet Yasar'da oynuyor ve diyalog yazarı.

Sinopsisin çevirisi:
Genç adam, eşini anadolu yakasındaki trene bıraktıktan sonra, vapurda bir hayli zamandır İstanbul’da bulunmayan eski bir arkadaşıyla karşılaşır. Genç kadın [arkadaşı] arkadaşlarına ulaşmaya çalışır, adreslerini bilmiyordur, telefon numaraları çalışmaz, sokak isimleri dahi değişmiştir. Şehirde dolanır...
Tekerleme - Zungenbrecher
BRD/Türkei 1985, Merlyn Ecer (Solakhan).
mit Mustafa Irgat, Zümrüt Pekin, Hakki Misirlioglu.
16mm, 73 Min., dt. UT


Nachdem er seine Frau zum Zug gebracht hat, der in den asiatischen Teil der Türkei fährt, trifft ein junger Mann auf dem Fährschiff, das zwischen dem Bahnhof Haydarpasa und Karaköy verkehrt, eine Bekannte aus früherer Zeit, die gerade nach längerer Abwesenheit wieder in Istanbul angekommen ist. Die junge Frau versucht, alte Freunde zu erreichen; sie sind unbekannt verzogen, Telefonnummern stimmen nicht mehr, auch Straßennamen haben sich geändert. Sie geht durch die Stadt...



Alman Film Müzesi sitesindeki sinopsis
İstanbul'da genç insanlar. Evine dönen bir kadın arkadaşlarını arıyor. Bir partide hepsiyle buluşuyor. Şair [İzzet] Yasar şiir okuyor. Akşamı abisiyle geçiren kadın ertesi sabah otelde ölü bulunuyor. Hayat devam ediyor. 

29 Ağustos 2010 Pazar

İzzet Yasar - Sular İdaresi'nin Oraya Asla Dikilmeyecek Olan Mustafa Irgat Heykeli İçin Yazıt






Sular İdaresi'nin Oraya Asla Dikilmeyecek Olan Mustafa Irgat Heykeli İçin Yazıt



Düzyazı:

İşaretleyenlerin birbirine eklemlenerek anlam üretmesi.

Şiir:

İşaretleyenlerin birbiriyle çarpışarak imge üretmesi.

Mustafa Irgat:

Türk şiirinde bir parçacık hızlandırıcı.

İşaretleyenleri çarpıştırıp imge üretmekle yetinmeyen...

İmgeleri de çarpıştırıp dilin atomaltı parçacıklarını serbest bırakan...

Onları da çarpıştırıp yepyeni dil boyutları keşfeden...

Dilin karadeliklerinden geçen, paralel evrenlerinde gezinen...

Anlam gibi davranan imgelerin, imge gibi davranan anlamların yaşadığı gezegenleri ziyaret eden...

Anlamın ve imgenin henüz ayrışmadığı o sıfır noktasına kadar inmeyi deneyen...

Bu "rafızî tecrübe" ile zenginleşmiş olarak zamanımıza ve mekânımıza geri dönen ve bize Osiris Merdiveni gibi hazmı çok güç ama pek lezzetli taşyapıtlar armağan edebilen...

Aynı zamanda çok kibar bir insandı.

Nûr içinde yatsın.



İzzet Yasar



---
Ücra'nın özel sayısından. Murat Üstübal'a teşekkürler.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Yüzyılın Türk Şiiri'nde Mustafa Irgat

Mehmet H. Doğan'ın hazırladığı Yüzyılın Türk Şiiri'nde Mustafa Irgat (ve İzzet Yasar)

OKU

İlhan Berk'in Beyit-Mısra Antolojisinde Mustafa Irgat

İlhan Berk'in Beyit-Mısra Antolojisinde Mustafa Irgat (ve İzzet Yasar)

OKU