24 Şubat 2010 Çarşamba

Yüzyılın Türk Şiiri'nde Mustafa Irgat

Mehmet H. Doğan'ın hazırladığı Yüzyılın Türk Şiiri'nde Mustafa Irgat (ve İzzet Yasar)

OKU

İlhan Berk'in Beyit-Mısra Antolojisinde Mustafa Irgat

İlhan Berk'in Beyit-Mısra Antolojisinde Mustafa Irgat (ve İzzet Yasar)

OKU

Irgat'ın Ece Ayhan söyleşisi: "Şiirimiz Karadır Abiler"

Mustafa Irgat'ın Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan 1993 tarihli Ece Ayhan söyleşisi.

OKU

Haydar Ergülen'in "Günler Geçer" yazısı

Haydar Ergülen'in Varlık Kasım 2007'de basılan yazısı.

(bu da bulunsun istedim, mütealliktir beyler)

OKU

Nar 9'daki Cahit ve Mustafa Irgat Özel Bölümü

Cahit Irgat'ın "Peşinden Söylenen Şarkılar" ile Mustafa Irgat'ın "(Hür) Şeref Bakanlığı'nın Bahçesinde, Eşref Saatinde, Ölüm Silerken İmzayı" şiirleri bakışımlı olarak kağıda mıhlanmış.

OKU

Besim Dalgıç'ın "O Geceden Kalan: Irgat'ın Kavafis'i" yazısı

Besim Dalgıç'ın Kitap-lık 83'teki yazısı.

OKU

Mehmet Güreli'nin "Duhuldeki Deney" yazısı

Mehmet Güreli'nin Kitap-lık 17'den "Duhuldeki Deney" yazısı.

Irgat'ın İlhan Berk söyleşisi: "İlhan Berk'e İki Yeni Kitabı Dolayısıyla Kimi Sorular"

Mustafa Irgat'ın Kitap-lık dergisi sayı 14 için İlhan Berk'le yaptığı söyleşi.

OKU

Mustafa Irgat - Ters Nefeste Beklemek (Defter 17)

Mustafa Irgat'ın Defter 17'de yayınlanan Ters Nefeste Beklemek şiiri.

- "Nerdeyiz, nicedir sallanıyoruz Stavrogin?"
- "Düzey'e geldik, kalem değmez'e be beyoğlu'm."

OKU

Efe Murad'ın "Fotoğraf Sanatında Maddeleşme: Mustafa Irgat Kırpıntıları" yazısı

Efe Murad'ın "Fotoğraf Sanatında Maddeleşme: Mustafa Irgat Kırpıntıları" yazısı.
Sanat Dünyamız 108'den.

OKU

Ahmet Güntan'ın Mustafa Irgat Yazıları

Ahmet Güntan'ın İyot'taki iki yazısı:
- Benim Bildiğim Mustafa
- Kendinde-Şair Mustafa Irgat'ın Şiiri Üstüne Ek Notlar*



* Bu yazı 'değiniler'de bulunan baschibozuck.com'un ""Ece Ayhan’ın tüp şairleri" Bir Edip Cansever incisi. Mustafa Irgat ve İzzet Yasar için döktürmüştür." kelamına binaen yazılmıştır.

21 Şubat 2010 Pazar

Mustafa Irgat çevirisi: Barthes'tan "Sabunlar ve Deterjanlar"

70'lerin Birikimi Sayı: 13



Sabunlar ve Deterjanlar

Roland Barthes

Dünya çapında ilk deterjan ürünleri kongresi (Paris, Eylül 1954) herkesin, Omo'nun aldatıcı esenliğine kapılma­sına yol açtı. Deterjan ürünleri cilde zararlı olmadığı gibi, maden işçilerini, “silikoz” denilen cilt hastalığından da bel­ki kurtarabilirdi. Bu ürünler için birkaç yıldır öylesine yo­ğun bir reklam yapılmakta, deterjanlar Fransa'nın günlük hayatına öylesine yerleşmektedirler ki, psikanalistlerin bu soruna biraz ilgi göstermeleri gerekir. Temizleyici sıvıların (Javel) psikanalizi, sabun tozlarınınkiyle (Lux, Persil) ya da deterjanlarınkiyle (Rai, Paic, Crio, Omo) yararlı bir biçim­de karşılaştırılabilir böylece. Duruma göre, hastalık ile has­talığın çaresinin, ürün ile kirliliğin ilişkileri bir hayli fark­lıdır.

Örneğin Javel suyu, dikkatle ölçülerek kullanılmazsa, yı­kanılan şeye zarar veren, onu “yakan” bir çeşit ateş suyu sa­yılmıştır öteden beri. Madenin zorlu ve yıpratıcı bir değişimi olabileceği düşüncesine dayanan efsaneler doğar bu tür ürün­lerden. Etkileyici madde ya kimyasaldır, ya da zedeleyi-cidir : Ürün, kiri «öldürür». Bunun tersine, tozlar, ayırıcı bir ni­telik taşırlar; onların görevi, temizlenen şeyi geçici kusur­larından kurtarmaktır. Bu durumda, kir artık öldürülmez, «kovulur» yalnız. Omo reklamlarının doğurduğu hayallerde, kirlilik, Omo'nun gözdağı vermesiyle bile, dakkasında sıvışıveren, çelimsiz ve kapkara bir düşmandır. Klorlar ve amon­yaklar, kurtarıcı ama kör bir ateşin elçileridir. Tersine, tozlar ayırıcıdırlar; yıkanan şeyin dokusu arasından kire yol göste­rirler; görevleri, savaş değil, polisliktir. Bu ayrımın etnografik karşılıkları da vardır: Kimyasal sıvılar, eski usulde çama­şır yıkayan kadının, çamaşır dövmesinin bir uzantısı gibidir; tozlar ise, ev kadınının yıkama teknesinde kirli çamaşırları sıkması ve çitilemesinin yerini tutar.

Ne var ki, tozlar söz konusu olunca bile, psikolojik rek­lamı, psikanalitik (bu “psikanalitik” kelimesini özellikle hiç­bir akıma bağlanmadan kullanıyorum) reklamla karıştırma­malı. Örneğin Persil Beyazlığının saygınlığı, kesin bir sonuç üstüne kuruludur; bir ötekinden daha beyaz olan iki şey kar­şılaştırılarak, kişilerin özentileri, toplumda sivrilmek istekle­ri harekete geçirilir. Omo'nun reklamı, ürünün etkisini (üs­telik abartıcı bir biçimde) gösterir; özellikle de, bu etkinli­ğin sürecini ortaya çıkarır. Böylece, maddenin bir çeşit ya­şama tarzına bağımlı kalan tüketiciliği, bir sonuçtan yalnız­ca kârlı çıkarmakla kalmaz, ürünle bir bakıma özdeşleşir, bir kurtuluşun suç ortağı olur. Bu durumda madde bazı üstün değerleri kendinden edinir.
Omo, deterjan olarak, oldukça yeni iki değer daha çıkar­mıştır ortaya : Derinliğine yıkama ve köpürme. Omo'nun derinliğine temizlediğini söylemek şimdiye kadar aklımıza gelmeyen bir şeyi, yani çamaşırların belirli bir derinliği ol­duğunu varsaymaktadır. Böylece hiç şüphesiz, çamaşır kav­ramı çekici bir nesne olur; sarılma ve okşama türünden her insanda varolan belli belirsiz dürtüleri boşuna uyarır. Köpü­ğün ise, belleğimizde belli bir lüks anlamı taşıdığı herkesçe bilinir : İlk bakışta yararsız görünse de, küçük bir mikta­rın, bol bol, kolayca ve neredeyse sonsuz bir biçimde çoğalma­sı; köpüğün içinde gürbüz bir kaynak, sağlıklı ve güçlü bir öz, çok bol sayıda etkin maddeler bulunduğu şansını uyan­dırır. Bundan başka köpük, maddeyi hava gibi hayal et­mek isteyen tüketici için ayrıca zevkli bir şeydir; bedende yarattığı uçucu teması dolayısıyla hem hafiftir, hem de yer çekimi yokmuşçasına dikinedir. Köpük, yiyecekler arasında (kaz ciğeri ezmesi, bir takım mezeler, şarap); giyecekler ara­sında (muslin, tül); sabunlar arasında {banyo yapan sine­ma yıldızı) mutluluk veren bir şey sayılır. Ruhun, bir hiç­ten her şeyi, küçük nedenlerden büyük etkileri çekip çıkara­bildiği inancı bulunduğuna göre, köpük, belli bir ruhaniliğin simgesi de olabilir (kremlerin, sopitif nitelikte, bambaşka bir psikanalizi vardır: Kremler, yüz kırışıklıklarını, acıları, yan­mayı, v.b. yok ederler). Asıl önemli olan, deterjanın yıpratıcı işlevini örtbas edebilmek; tüketicinin hayal gücünde, hem nüfuz edici, hem de hava gibi uçucu olan, çamaşırları yıp­ratmadan onların molekül düzenini etkileyen nefis bir ürü­nün hayalini yaratmaktır. Bu ürünlerin sağladığı aldatıcı esenlik, bize şunu da unutturmamalı : Persil ile Omo, bir açı­dan, yani Ünilever adlı İngiltere-Hollanda tröstü açısından, birbirinin tıpatıp eşidir.

çev. Mustafa Irgat

Mustafa Irgat çevirisi: Barthes'tan "Ne o - ne o Eleştirisi"

70'lerin Birikimi Sayı: 13



Ne o - ne o Eleştirisi

Roland Barthes

Günlük L'Express'in ilk sayılarından birinde, dengeli retoriğin nefis bir parçası olan ve yazarı bilinmeyen (ano­nim) bir eleştiri amentüsü okuduk. Yazıda, eleştirinin «ne bir salon oyunu, ne de bir belediye hizmeti» olduğu ileri sü­rülüyordu. Anlaşılan eleştiri ne gerici, ne komünist, ne pir aşkına, ne de siyasal olmalıydı.

Burada, bir çeşit sayı kudurganlığını esas alan «ikili dış­ta bırakma» mekanizması diyebileceğimiz bir tutum söz konusudur. Birçok kez karşılaştığımız bu mekanizmayı kabaca bir küçük burjuva özelliği olarak tanımlayabilirim. Kişi, yöntemlerin hesabını bir teraziyle yapar; sanki ideal bir ruhaniliğe sahip, yapacağı şeylerin etkisi önceden hesaplana-mayan bir hakemmişcesine canının istediği gibi yükler terazi­nin kefelerini. Ve bu yüzden de, terazinin oku kadar doğru gözükür.
Bu muhasebe işlemi için gerekli daraları, kullanılan te­rimlerin ahlâkiliği oluşturur. Eski bir terörist yönteme göre, yargılama, ad koymaya eşlik eder («terörizmin dışındayım» diyen her kişi terörizmin dışında kalamaz). Ve kelime, ne ol­duğu önceden bildirilmeyen bir suçluluğun safrasıyla terazi­nin kefelerinden birini gelir çökertir. Örneğin ideolojilere karşı kültür çıkarılır. "Kültür, toplumsal saflaşmaların dı­şında yer alan, soylu ve evrensel bir zenginliktir : Kültür yer çekimine meydan okur. İdeolojilere gelince, taraf tutan icat­lardır onlar : Atıver onları da tartıya! Kültürün sert bakış­ları altında ne birine, ne ötekine hak verilir (kültürün de eninde sonunda bir ideoloji olduğu akla getirilmez). Sanki bir yanda, terazinin rezil oyununu beslemekle yükümlü, han­tal ve kusurlu kelimeler (ideoloji, doğma, militan) var; bir yanda da hafif, saf, maddî olmayan, Tanrı yasasıyla soylu kılınmış, sayıların aşağılık yasasına boyun eğmeyecek ölçüde yüce, yalanların hazin hesaplarının üstünde yer alan keli­meler (serüven, tutku, büyüklük, erdem, onur) var. Bu ikinci tür kelimeler, birinci öbekteki kelimelere ahlâk dersi vermekle görevlidir. Yani bir yanda suçlu kelimeler, öbür yanda yargılayan kelimeler var. Ancak, bu canım Üçünü-Taraf olma ahlâkı, kaçınılmaz bir biçimde, yeni bir ikiye bö­lünmeyle (dichotomie) sonuçlanır; bu bölünme ise, yete­rince çapraşık olmadığı için ayıplanan ikilik kadar basittir aslında. Gerçekten de dünyamız, alternatifli bir yapıda ola­bilir. Ama inanın, Yargı-Kurulu olmayan bir bölünmedir bu : Yargıçlara kurtuluş yok, onlar da pekâlâ aynı geminin yol­cusu.

Zaten Ne o-Ne o eleştirisinin hangi yanda yer aldığını anlamak için, sözkonusu eleştiride başka ne gibi mitosların su üstüne çıktığını görmek yeterli. Edebî bir «kültüre» («bütün zamanların sanatına») dayanan her tutumun gönlünde yatan zamandışılık mitosu üstünde fazla durmadan, şu bi­zim Ne o-Ne o öğretisinde, burjuva mitolojisinde alışılagelmiş iki kaçış kapısı bulunduğunu da belirtmeliyim. Bunların bi­rincisi, «a priori yargının yadsınması» diye tanımlanabile­cek belli bir özgürlük anlayışıdır. Oysa bir edebî yargılama, içinde yer aldığı anlayış tarafından belirlenir. Sistem yok­luğu bile -hele bu yokluk bir amentü durumuna getirilmiş­se- gerektiğinde burjuva ideolojisinin (ya da anonim yaza­rımızın deyimiyle kültürün) pek sıradan bir çeşidi olabilecek, bütünüyle tanımlanmış bir sistemin parçası olur. Hattâ bir kişi, aslında özgür olduğunu direnerek ileri sürerse, onun bağlılığı konusu hiç tartışma götürmez. Her türlü sistema­tik belirlemeden uzak, masum bir eleştiri uyguladığını ileri süren her kişiye rahatça meydan okunabilir : Ne o-Ne o'lar da bir sistem içinde yer alırlar, üstelik bu sistem, bağlı ol­duklarını ilân ettikleri sistem de olmayabilir. İnsan ve Ta­rih, İyilik, Kötülük, Toplum, v.b. hakkında önceden fikir edinmiş olmadan, edebiyat üstüne yargıda bulunulamaz : Ne o-Ne o'cularımızın, “insanı hayretler içinde bırakmayan” aşa­ğılık sistemlere karşı çıkardıkları, sevinerek mânevi değerler­le yükledikleri o basit «serüven» kelimesinde bile, öyle bir kalıtım, öyle kötü bir alınyazısı, öyle bir tekdüzelik var ki! Eninde sonunda her özgürlük, belli bir a priori'den başka bir şey olmayan, bilinen bir tutarlılığa ulaşır. Bu yüzden de, eleştirinin özgürlüğü, taraf tutmayı yadsımak değil (imkân­sızdır bu!), tuttuğu tarafı açığa çıkarmak, ya da gizlemektir. Metnimizin ikinci burjuva belirtisi, aldatıcı bir rahatlık içinde, edebiyatın ölümsüz değeri olarak bilinen «üslûba» değinmesidir. Oysa, hiçbir şey Tarihin soruşturup yargılama­sından kurtulamaz, iyi yazmak bile. Üslûp bütünüyle eski­miş bir eleştirel değerdir. Bazı önemli yazarların klasik mi­tolojinin bu son kalesine saldırdıkları şu dönemde, «üslûbun» yanında yer almak belli bir arkaikliğin kanıtıdır : hayır, bir kez daha «üslûba» geri dönmek, yenilikler umulan bir serü­ven olamaz! Sonraki sayılarından birinde daha aklı başında davranan L'xpress, sihirli bir çareye başvurulur gibi Stendhal'i imdada çağıranlara («Stendhal gibi yazılmış») karşı, A. Robbe-Grillet'nin yerinde bir çıkışını yayımladı. Belki, bir üslûpla bir insanlığın birleşmesi (Anatole France örneği) Edebiyatı temellendirmeye yetmiyor artık.
Giderek sözümona insancıl bunca eserde saygınlığını yitiren “üslûbun”, so­nunda a priori kuşkulu bir nesne durumuna gelmesinden kor­kulur. Böyle olmasa bile, bir eseri değerlendirirken, onun üs­lûbunu, ancak yazarın işine gelirse hesaba katmak gerekir. Elbet bu, Edebiyat belli bir biçim oyununun dışında varola­bilir demek değildir. Ne var ki, tanrısal bir aşkınlıkla yönete­cekleri iki yanlı bir evrenin tutkunları olan bizim Ne o-Ne o'-cuların ister hoşuna gitsin, ister gitmesin, iyi yazmanın kar­şıtı kötü yazmak değildir mutlaka. Günümüzde belki bu, yazmak'tır sadece. Edebiyat zorlu, çetin ölümcül bir durum olmuştur. Kurtarmaya çalıştığı şey artık süsleri değil, pos­tudur. Yeni Ne o-Ne o eleştirisinin bir mevsim gecikmiş ol­masından korkarım.

çev. Mustafa Irgat

[kaynak]
not: birikim dergisi çevirmenin adını vermeye yüksünmüş, sağolsunlar.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Külliyat

Kitaplar:
"Mustafa Irgat'ın şiiri kendi kendisine tırmanan bir sarmaşık. Ses ile susku, harf ile hece, anlamile ezgi arası kronik bir med-cezir çalışması. Ne zaman nerede başladığı bilinmiyor. Bitip bitmeyeceği de. Bu "ilk kitabı" ondan sökerek aldık." 
1995, Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü 

"Bir düşe uyanıyorum ve ağırdan alıyorum şiddetimi. Giderken öğreniyorum gidilmesi pek gereken o yeri. demişti, 'gidilmesi pek gereken o yere' gitmeden önce, Mustafa Irgat. Ve, 'oraya' gitmeden önce, şiirlerinin yanı sıra iki dergi ve bir gazetede sinema yazıları da yazmıştı. 'Umut', 'Pariste Son Tango', 'Kaçaklar', 'Le Samurai', Pasolini filmleri, çağdaş sinema vb. gibi. Bir şairin kamerasından geçerek tekrar 'okunan' bazı filmler ve yazılardan oluşuyor, 'Duhuldeki Deney'. Mustafa Irgat onlara tekrar ışık tutup, yer gösteriyor. "
- 2014'te Tekrar baskısı yapıldı

  • Sonu Zor (YKY, 2012)

''Mustafa Irgat (1950-1995) ardında kucak dolusu dosya bırakmıştı.
Ahmet Güntan o dosyalardan bu kitabı çıkardı.
Çok mazo ki sözünü etmek istemem.
Şerefiye vergisi niye insanlara nereli olduğunu soruyorsunuz?
Uzak gözlüklü Beyoğluluyum,
Bir de Bomonti'de EC'nin kar yağan balkonuyum.
Yoksul değilim ama başa gelmiş bu yoksulluk çekilmiyor!
Sana istersen getireyim göğsüme değen numune bir falçatayı.''


    Sergileri:
    • 66 Kare Sergisi'nde, Kuratör: Sezen Tansuğ, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Ekim 1993 [kaynak] [resim]
    • Yapı Kredi Sanat Galerisi, Şubat-Mart 1995 [kaynak]
    • Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda, Kasım 1993 [kaynak]
    • bir de Komet'in 2002'de Dirim Sanat Galerisi'ndeki "Suç Ortaklığı" sergisinde bir resmi varmış. [kaynak] [peşindeyiz]


    Yazılar, Söyleşiler:
    • Özgür Ülke'de sinema yazıları (Duhuldeki Deney oldular).
    • " 'Get Lan', Umut Filmini Bir Kez Daha Açındırmak Üzere 12 Noktada Söyleşme" Defter 14'te (Duhuldeki Deney'de mevcut).
    • "Ters Nefeste Beklemek" Defter 17'de.
    • Ait'siz Kimlik Kitabı'nın "Kimi Sorulara Kimi Yanıtlar" (sf.79-90) bölümü kendisiyle yapılan söyleşi(vâri)leri barındırır. 
    • “‘Tekin Değildir fiiir’” (Ece Ayhan, Bütün Yort Savul’lar! Üzerine), Kitap-lık, S. 8 (Mayıs 1994), s. 7
    • “S. P.!” (Sylvia Plath, Üç Kadın üzerine), Kitap-lık, S. 11 (Ekim 1994), s. 20
    • “İlhan Berk’e iki Yeni Kitabı Dolayısıyla Kimi Sorular” (Mustafa Irgat), Kitap-lık, S. 14 (Mart-Nisan 1995), s.17
    • Mustafa Irgat, “Kuzey’in ‘Yukarda’ Oldugunu Nerden Biliyoruz”, Şiirin Bir Altın Çagı içinde, s.138.
    • Mustafa Irgat, “Siirimiz Karadır Abiler”, Ece Ayhan'la Söyleşi, Aynalı Denemeler içinde
    • “Ece Ayhan Üç Yeni Kitabıyla Yeniden Gündemde ‘Siirimiz Karadır Abiler’”, Cumhuriyet Kitap, 176 (Temmuz 1993).



    Çevirileri:
    • Roland Barthes "Ne o - Ne o Eleştirişi", çev. Mustafa Irgat, Birikim, 3(13), Mart 1976
    • Roland Barthes "Sabunlar ve Deterjanlar", çev. Mustafa Irgat, Birikim, 3(13), Mart 1976


    Editörü olduğu kitaplar:

    • Işıl Saatçioğlu, İtalyan Hermetik Şiiri Antolojisi, YKY 1995
    • [Hüseyin] Salih Ecer, Seferi, YKY 1995
    • Zafer Şenocak, Gençlik Ayinleri, YKY 1994
    • Fikret Ürgüp, Dosdoğru Günlük, YKY 1995
    • İlhan Berk, Kanatlı At (Söyleşiler), YKY 1994



    Hakkında:

    • Yasar, İzzet; “Parça Etkili Bir İlk Kitap için Tanıtım Senaryosu” (Mustafa Irgat, Aitsiz Kimlik Kitabı üzerine), Kitap-lık, S. 9 (Haziran 1994), s. 9
    • Dalgıç, Besim; “O Geceden Kalan: Irgat’ın Kavafis’i”, Kitap-lık, S. 83 (Mayıs 2005), s. 10
    • Güreli, Mehmet; “Mustafa Irgat’la...”, Kitap-lık, S. 17-18 (Eylül-Aralık 1995), s. 97
    • Şiiratı Yaz Kitabı 2004'te Özel Bölüm: "Mustafa Irgat Yaprakları", yazılarıyla katkıda bulunanlar: İzzet Yasar, Ahmet Güntan, Mehmet Günsür, Ahmet Eken, Orhan Alkaya, Hulki Aktunç, Seyhan Erözçelik, Ömer Turan, Mustafa Irgat.
    • Nar Edebiyat 9'da özel bir bölüm var Cahit ve Mustafa Irgat'a dair.
    • Erol Özyiğit'in hazırladığı Şairini Arayan Mektuplar'da (Dönence Yay.) Metin Üstübal'ın Mustafa Irgat'a mektubu OKU  
    • Seçil Büker “Mustafa Irgat’ın Duhuldeki Deneyi”. Cumhuriyet Kitap, 320 (Nisan 1996).
    • Erdinç Uzak, Sinefil Dergisi Aralık 2004'te "Duhuldeki Deney" değerlendirmesi
    • Ücra Dergisi özel bir sayı yapmış. [peşindeyiz]
    • Karagöz dergisinin ekim-kasım 2009 sayısında kendisi hakkında inceleme çıkmış. 
    • Hayriye Ünal, Aitsiz bir Mustafa, Hece 173

    Mustafa Irgat Filmleri

    Bu GÖZ neler gördü?
    • Bresson'un bütün yapıtları, en çok sevdiği Yankesici
    • Arthur Penn'in Kaçaklar'ı (The Chase, imdb, Film, Yeni Melek'te "Kaçaklar" adıyla 68'de gösterime girmiş [kaynak]), Bonny ve Clyde
    • William Wyler [imdb]
    • Elia Kazan [vikipedi]
    • Jules Dassin [vikipedi - imdb]
    • Fred Zinneman [vikipedi - imdb]
    • Jean-Pierre Melville'in Le Samurai: KİRALIK KAATİL
    • Nelson Pereira Dos Santos'un Kuru Hayatlar
    • Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı (1965) [izle] ve Acı Hayat'ı (1962)
    • Yılmaz Güney'in Umut (1970), Duvar (83), Düşman [izle]
    • Ömer Kavur'un Anayurt Oteli (1987) [izle]
    • Orhan Oğuz'un Herşeye Rağmen (1987)
    • Luis Bunuel'in Altın Çağ (1930)
    • Marco Ferreri'nin Büyük Tıkınma
    • Nagisa Oshima'nın Duyular İmparatorluğu
    • Bertolucci'nin Paris'te Son Tango, 1900, Son İmparator
    • Pier Paolo Pasolini'nin bütün yapıtları
    • Tarkovsky
    • Sergey Paradjanov'un Suram Kalesi Destanı ve Aşık Garib [fragman]
    • Aleksandır Dovjenko [Aleksandr Dovzhenko]
    • Andrzej Wajda'nın bütün yapıtları, özellikle Kanal (57) ile Küller ve Elmas (58)
    • Eisenestein
    • Renoir'ın Yıldızlı Araba (52)
    • Visconti'nin Günahkar Gönüller (54)
    • Erden Kıral'ın Ayna (1984)
    • Mizoguchi'nin Günahkar Kahraman'ı (1955)
    • Jacques Tati'nin Amcam'ı (1958)
    • Jacques Deıny "Cherbaurg Şemsiyeleri" (1964)
    • Antonioni'nin "Kızıl Çöl" (1964)
    • Fellini "Ruhların Giulietta" (1965)
    • Truffaut'nın Siyah Gelinlik
    bu liste metinlerden, hatıralardan hareketle hazırlanmıştır, Devamı gelir "inşallah".

    19 Şubat 2010 Cuma

    Son Söz

    Son Söz

    Kamerayı 180° çevirmek, ayna karşısında götünüzü döndürmeye benzemez.

    (Bir kağıt parçasına el yazısıyla yazdığı tarihsiz not.)


    Duhuldeki Deney, sf.67

    İmkânları Tanımak

    İmkânları Tanımak

    Sinematograf Üzerine Notlar

    Tarkovski'ye göre sinema tarihinde az rastlanan dahilerden biri olan Bresson'un 'Notlar'ını okumadan ve filmlerinden hiç olmazsa üçünü birkaç kez görmeden, ne sinemacı ne sinema aşığı olunabilir; ne de sinema üzerine konuşulabilir kanısındayım.

    Niçin sinema değil de sinematograf? Bresson, 1966 yılında Godard'la yaptığı bir söyleşide meramını şöyle anlatıyor: "Sinemayla -ve sinematografla demeyi yeğlerim, çünkü Cocteau'nun yaptığı gibi sinema ile, yani alışılmış filmler ile, yine sinernatografik bir sanat olan arasında ayırım yapmayı sevmİyorum- öyleyse sinematografla yeniden yaşayacaktır, sinemanın öldürmekte olduğu sanat."

    Sinemayı, fotoğrafa alınmış tiyatro olarak nitelendiren Bresson, sinematograf düşüncesini 'Notlar'ından seçtiğimiz şu cümlelerle aydınlatmaya çalışıyor: "SİNEMATOGRAF, hareketli resimlerden ve seslerden oluşan bir yazıdır." / " Sinema ortak bir zeminden yaratır. Sinematografsa, bilinmeyen bir gezegende keşfe çıkar." / "Tek başına göze hitap edildiğinde, kulak sabırsızlıkla bekler, tek başına kulağa hitap edildiğindeyse göz. Bu
    sabırsızlıkları kullan. Sinematografın gücü, iki duyumuza hitap etmesinden ve bunun bizin1 tarafımızdan ayarlanabilir olmasından gelir. "I "Sinematografın geleceği, ceplerindeki son kuruşu da filmlerine yatıracak ve .kendilerini yaptıkları işİn maddi rutinine kaptırmayacak yeni gençlere bağlı."

    Sinematograf Üzerine Notlar'ı okuyacaklara, gene Nisan Yayınlarından çıkan Kitap On'u (Bresson özel Sayısı) mutlaka önerırım.


    (Nokta, 26 Temmuz 1992)

    Duhuldeki Deney, sf. 37-8

    DUHULDEKİ DENEY

    MUSTAFA IRGAT

    DUHULDEKİ DENEY
    - Sinema Yazıları -


    İçindekiler

    7 - Yak Yavrum Yak
    12 - Sorgu ve Yeni Sorgular
    19- "Get Lan"!
    30 - Duhuldeki Deney
    35 - Umudumuz Çelişkilerde
    37 - İmkânları Tanımak
    39 - "Salo ya da Sodom'un 120 Günü" ışığında Pasoli'nin Sinemasına Bir Bakış Denemesi (1)
    42 - Sonun Başlangıcıyla İlgili Olarak Pasolini'nin Sinemasına Bir Bakış Denemesi (2)
    45 - Günahları ve Sevaplarıyla Pasolini'nin Sinemasına Bir Bakış Denemesi (3)
    48 - Gerçeklik ve Dolaysız Sinema (Antonioni İçin)
    51 - Paradjanov, Kameraya Kuş Konduran Bir Sanatçı-Usta
    54 - (Rüzgarda) Yüksek Bir Köprüden Akarsuya Tükürmek
    58 - Küller ve Wajda
    61 - Çağdaş Sinemadaki Renk Sorunu Üzerine (1)
    64 - Çağdaş Sinemadaki Renk Sorunu Üzerine (2)
    67 - Son Söz























    Yayına Hazırlayan: Birhan Keskin
    YKY, Ekim 1995

    ***

    İZLEDİKLERİ

    AİT'SİZ KİMLİK KİTABI

    MUSTAFA IRGAT

    Suret Dönümünde
    Bir İlk Dosya Dökümü

    AİT'SİZ KİMLİK KİTABI


    İçindekiler

    9 • KİMİ "PARÇALAMALAR SİLSİLESİ" ŞİİRİMSİLER'İ
    11 • Temsil Edilemeyen'e
    12 • Had'
    13 • Cam
    15 • Pıhtı Canı
    17 • Osiris Merdiveni
    20 • Yaralı İyileştirici'ye Bir Mandıra Havası
    21 • Yalılar Meseli
    24 - (Hür) Şeref Bakanlığı'nın Bahçesinde, Eşref Saatinde, Ölüm Silerken İmzayı
    30· Kam Makamı'na Krank Mili'nden Yol... Turgut Uyar'a
    32 • Çentik
    34 • Ters Nefeste Beklemek
    42 • Bir Yedek Ebucehil Karpuzu'na Tırnak Yoluyla Mektup Kazıyor
    44 • Sular İdaresi'nin Ordan Mancınıkçı Yummacaları
    47- "Karıştım Başlamayana"
    49 • Sazlı Damın Tıkırtı Almaz Kısa Türk Sinema Tarihi (Bütünlenmemiş)
    51 • Aşk-ı Sünni
    53 - Bugün Kilometre Taşları
    55 - N. de Stael İçin Galata Köprüsü
    56. Üst Üste (Bindirme) Çekilmiş (Dağar) Fotoğrafına İlişkin Mesafeli Mesel
    58 • "Umut, Dizgelerin Ardında Yatan Gizil Şiddetindir"
    60· Bir Mektup (1980)
    61 • Bu "Şiir"in Başlığı Artık Çoktan Kayıplara Karışmış Bir Özel İsimdir
    63 • Michiganlı Ölmüş Şair Theodore Roethke'yi Okurken Katlanan Sadelik: Kasım 1975
    64· Gözdağı'na Karşı Gözdağı Şarkısı
    67 • Ayrılık Şiiri
    68 • Adam Anatomisi
    70 • En Yüksek Yükseltilerin Birinden
    71 • S. Dönüşü
    73 • At Gözü
    74 • Parçalanmış Minyatür
    77 • Türk Motifi
    79 • KİMİ SORULARA KİMİ YANITLAR
    81 • Proje / Proje Konusundaki 6 Soruya Bir Melez Yanıt
    84 • Atış Serbest Bir Soruşturma



























    YKY 1993 (Şiir serisinin 31. kitabı)
    kapak deseni: Mithat Şen

    Aşk-ı Sünni

    AŞK-I SÜNNİ
    "- Önündeki belki de vehimdir, hiç düşündün mü?"
    "- Arkandaki sessiz felaketleri düşünüyorum..."

    I
    Ayşe kadın sultan erkek fasulye
    yoğ'gun işçi o'nu yemekte ister;
    dikişini dişiyle diker, şakur şükür
    patron kâğıt altına polis çıkartma.

    Köpekte de var, burnu solur ol-ata dizelerini:
    Duygulu yayılmış ar-damardan tenasül kokusu
    üstüne sade asker heykeli eken, zarar konumu.

    Şiddeti kesip zort'u ağza verip konuşturmadıkça
    havada katlanmış kıpkızıl ağan dil ölüyken ürür;
    omuz kafesimden dünyaya düşük fırlamış minyatür.

    II
    "Histamine" budur, hormonu iş'te
    salgısı süren idamlık gözenekte
    göründükçe hayal ürünü sayılan
    hep GÖZDEN sahnesinde
    'biz henüz doğmadık'
    kipi OTURAK biçiminde
    [....................................] kemiklerin Mazdak bekçisine
    kefeni dolayıp sırmasız dolaşmak cesaretiyle
    "Bir denizden uzaklara çıldırmanın sevinci"—
    Çentilmişin taşağı 'sanatlı insan'!
    [...............................................]Kıpırdıyorsan,
    Yi Nûn Sin kuyusuna
    [...............................] indirilmeden önce
    hadi, sök-dur şu kapı daraltma eylemini
    kan, salya, safra, dalak ve deyi niyetine:

    Yüzüne tutulan posta pulu, ayna! zarf yüklü kör doku:
    Yüzünden atılan zar, lök! dönerek kor gözlü yüz dolu:
    Yüzüne tutulan boya yüklü, gök! gül yüzlü kanser doku:
    Yüzünden atılan körük, organ! koparak büzük gözlü dolu:
    Yüzüne tutulan soyka, mülk! kıble kitap yüzlü gömük doku:
    Yüzünden atılan alın, yazı! yanarak don gözlü dölüt dolu:

    Söyle, içimizden dışardığımızı uzayda karşılayan söz "ne"?
    1987

    (Ait'siz Kimlik Kitabı, sf. 51-2)

    not: metindeki "[...]"ler kitap formatındaki tertibe mütekabiliyet sağlanması amacıyla konulmuştur.